Mâla mülke olma mağrûr, deme var mı ben gibi?Bir muhâlif yel eser, savrulur harman gibi
Ekim 12, 2008
AHMED MEKKÎ EFENDİ;“Rahmetullahi Aleyh”
35 – AHMET MEKKÎ EFENDİ (Rahmetullahi Aleyh)ŞİİRLERLE MENKIBELER tıklayınız
Âlim, ârif, veliy-yi kâmil olan Seyyid Abdülhakîm Arvâsî’nin büyük
oğlu. Annesi büyük velî, kerâmetler sâhibi, Seyyid Fehîm-i Arvâsî
hazretlerinin büyük oğlu M.Reşid Arvâsî’nin kızı Âişe Hanımdır.
1896 (H.1314) yılında Van’ın Başkale kazâsında doğdu. 1967 (H.1387)
yılında vefât etti.
Küçük yaştan îtibâren fazîletli babalarından ve amcası Seyyid Tâhâ Efendiden
ilim tahsîline başladı. Medrese tahsîlini bitirdikten sonra yine babasından
zâhirî ilimlerin inceliklerini alarak icâzetle şereflendi. Yüksek teveccühlerine
ve himmetlerine mazhar olarak evliyâlık yolunda kemâl mertebelere ulaştı.
Ahmed Mekkî Efendi, din ilimlerindeki bu üstün derecesine rağmen son
derece edeb ve tevâzu sâhibi idi. Bu hâli ile kendisini diğer insanlardan
gizlerdi. Gö-
rünüşte herhangi bir kimse gibi insanlar arasında bulunur, ancak
gerçekte, devamlı cenâb-ı Hak ile olurdu.
Ahmed Mekkî Efendi uzun yıllar Üsküdar ve Kadıköy müftülüklerinde
bulunup, sağlam fetvâlar verdi. Bu vazîfeleri sırasında temiz ruhlu yüzlerce
genci ilim ve fazîletle süsledi. Cenâb-ı Hak, İstanbul halkını bu feyz ve
bereket kaynağından yıllarca faydalandırdı. İlim öğretmek için ekseri
zamanlarda talebelerine kendisi giderdi. Şâyet talebesi okumak istemezse,
tatlı dili ile onu iknâ edip okuturdu. Bu işleri sırf cenâb-ı Hakk’ın rızâsı
için yapar, hiç bir karşılık beklemezdi.
Yakınlarından birisi çocuklarını küçük yaşta okumaları için Ahmed Mekkî
Efendiye gönderdi. Bir müddet sonra çocuklar derse girmekte gevşek
davrandılar. Nasihat da fayda vermedi. Bu husûsu Mekkî Efendiye arz
ettiğinde buyurdu ki: “Onlara her ders için para vereceğini vâd et. Her gün
benden dersini okuduğuna dâir imzâlı kâğıt getirene şu kadar para
vereceğini söyle.” O yakını dediği gibi yapınca, çocuklar derslere severek
geldiler ve çok şeyler öğrendiler. Küçük yaştaki çocukları bu yolla
okutmanın kolay ve faydalı olduğu anlaşılmış oldu.
Cumartesi ve Pazar günleri öğleden sonra Fâtih Câmiinde vâz verirdi.
Bu vâzlarında Beydâvî Tefsîri’ni şerhleri ile birlikte, baştan sonuna kadar
dinleyenlere anlatıp îzâh etti. Bu şekilde başlayıp bitirmek babalarından
sonra bir de kendilerine nasîb oldu. Ahmed Mekkî Efendi kendisine suâl
sormaya gelenlere, Ehl-i sünnetin gözbebeği İslâm âlimlerinin eserlerine
bakmadan cevap vermezdi. Hattâ bâzan aynı suâli sormak için değişik
zamanlarda farklı kimseler geldiğinde, hepsinde de; “Hele bir kitaba bakalım.
” der ve kitaptan okuyarak cevâbını verirdi.
Çok cömert idi. Gece-gündüz kapısı sevenlerine, gelenlerine açıktı.
Misâfirlerine karşı her zaman ikrâm edilecek bir şeyler de bulurdu. Kendisi
de çağırılan, dâvet edilen yere gider ve gittiği yerlerde büyüklerin
hallerinden, yaşayışlarından bahsederdi. Müftülük yaptığı zamanlarda
din görevlilerine dâimâ şefkatli davranır, hal ve hatırlarını sorup gönüllerini
alırdı. Maddî durumu iyi olmayanlara elinden geldiği kadar yardımcı olurdu.
Bu sebeple emrinde çalışanlar onu bir müftü olarak değil, şefkatli bir baba
gibi görürlerdi. Bir gün genç bir müezzin askere giderken vedâ maksadıyla
yanına geldi. Ahmed Mekkî Efendi, ona duâ ederek; “Evlâdım gidince adresini
bana bildir.” diye tenbih etti. Müezzin, asker olduktan sonra, Ahmed Mekkî
Efendiye bir mektup göndererek adresini bildirdi. Bir ay kadar sonra komutanı
kendisini arayarak İstanbul’dan parası geldiğini ve almasını istedi. Müezzin çok
şaşırmıştı. Çünkü İstanbul’dan kendisine para gönderecek hiç kimsesi yoktu.
Sonra parayı gönderen zâtın, Ahmed Mekkî hazretleri olduğunu öğrendi.
Ahmed Mekkî Efendi âlimlere karşı fevkalâde hürmetkâr idi. Talebelerinden
birisi şöyle nakletmektedir:
Bir gün hocamla birlikte başka bir talebenin evine gidiyorduk. Orada ders
vereceklerdi. Akşam ezânı da okunmak üzereydi. Bir köşe başına geldiğimizde
sokağa adım atacağı sırada durdu. Daha sonra yolunu değiştirerek başka
bir sokaktan ve daha çok dolaştıktan sonra talebenin evine vardık. Ben
hâlâ yolu niçin uzattığımızı anlayamamıştım. Bu hâlimi anlayarak dedi ki:
“Evlâdım o sokakta büyük bir âlim zât oturuyordu. Bu ilim sâhibinin evinin
önünden geçerken kendisinin hal ve hâtırını sormadan geçmemiz uygun
olmazdı. Kapısını çalsaydık, bu defâ da dar vakitte kendisini sıkıntıya
sokmuş olacaktık. Bu ise hiç uygun düşmeyecekti.” O zaman anladım
ki, Ahmed Mekkî Efendi, ilim sâhibine olan edebinden kapısının
önünden geçmemişti.
Devamlı abdestli olurdu. Dünyâ malına, mülküne değer vermezdi.
Bâzı sevdiklerine sık sık şu sözü tekrar ederdi:
“Mâla mülke olma mağrûr, deme var mı ben gibi?
Bir muhâlif yel eser, savrulur harman gibi.”
Yakınlarından birisi şöyle anlatmaktadır: Merhameti o kadar çoktu ki,
kendisine el açanları bir defâ olsun geri çevirmezdi. Kalp kırmaktan
böylesine sakınan bir kimseyi bizim aklımız anlamaktan âcizdi. Nitekim
bir gün müftülükte birlikte oturuyorduk. Orta yaşlı bir adam içeri girdi.
Müftü Efendiye dönerek; “Efendim bir ay önce Kars’tan gelmiştim. Fakat
iş bulamadım. Beş parasız kaldım. Memleketime döneceğim ama bilet
almaya param kalmadı. Otobüs kalkmak üzere, ne olur bir bilet parası
veriniz.” diyerek yalvardı. Ahmed Mekkî Efendi adama acıyıp istediği
parayı derhal verdi. Akşamleyin Müftü Efendi ile berâber dönüyorduk.
Vapura bindiğimizde baktık ki, gündüz yol parası alan adam orada oturuyor.
Ben gâyet sinirlenmiştim, ancak belli etmiyordum. Müftü Efendi ise bana dönerek;
“Bu kimse bugün bize yalan söylemiş. Şimdi beni görürse utanır, mahcûb olur.
Onun için gel, bizi görmesin.” diyerek onun görmeyeceği bir tarafa gittik.
Ahmed Mekkî Efendi 71 yaşında iken 1967 (H.1387)’de âhirete irtihâl eyledi.
Son sözü “Elhamdülillah.” oldu. Cenâze namazına binlerce kişi katıldı.
O zamâna kadar İstanbul böyle bir cemâati az görmüştü. Edirnekapı
kabristanlığına defnedildi.
Mekkî Efendinin Süheyl, Behâeddîn, Medenî, Hikmet ve Zâhide isminde
beş çocuğu vardı. Bunlardan Süheyl ve Behâeddîn efendiler babalarının
sağlığında vefât etmişlerdir.
Ahmed Mekkî Efendinin kabri üç yıl kadar sonra çevre yolu yapılması
sebebiyle Ankara, Bağlum’a babalarının yanına nakledildi. Bu üç sene
içinde cesedi aynen duruyordu. Kefeninin de kabre konduğu gündeki
gibi bozulmamış olduğu görüldü.
EĞER FÂİZİ BIRAKMAZSAN
Ahmed Mekkî Efendinin çok sevdiği bir kereste tüccârı vardı. Bir gün
maddî bakımdan sıkışınca fâize girdi. Mekkî Efendi ona fâizden hayır
gelmeyeceğini söylediyse de devâm etti. Zenginleştikçe fâize bulaşması
da artıyordu. Bir müddet sonra Ahmed Mekkî Efendi o tüccârı tanıyan
birini görerek; “Eğer fâizi bırakmazsa dükkanı yanacak.” diye haber
gönderdi. Fakat haberci başka yerlere uğradığından iki gün gecikti.
Oraya vardığında o kişinin kereste dükkanının yandığı haberini aldı.
“Ben geç kalmasaydım, belki bu olmazdı.” diyerek çok üzüldü.
1) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.1, s.127
2) İslâm Meşhurları Ansiklopedisi; c.1, s.290-291
Dînî ilimleri öğrenip hâfızlığa çalışan bir genç, Üsküdar Müftülüğünde imâmlık
imtihânı açıldığını işitti. Fakir ve garipti. İmtihan günü müftülüğe gittiğinde
mürâcaat edenlerin çok kalabalık olduğunu gördü.”Bana burada iş vermezler.
Elbiselerim eski, yaşım küçük, tecrübem de yok.” diye düşünerek tam geri
dönmeye karar vermişti ki, o sırada müftülüğün kapısı açıldı ve dışarıya
çıkan bir kişi gerilerden onu çağırarak; “Oğlum sakın imtihana girmeden gitme.”
dedi ve içeri girdi. Genç bu işte bir hayır var deyip imtihana girdi ve kazandı.
Sonra bu zâtın müftü Ahmed Mekkî Efendi olduğunu öğrendi.
Entry Filed under: HAYATA SIMSIKI SARIL ÇÜNKİ ÖĞRENMEN GEREKEN ÇOK , KIYAMET, KIYAMET VE AHİRET, KORKU, KURANI KERİM, LİNKLER, MENKIBELER, MERAKLISINA UZMAN, MÜBAREK G.VE G., MÜBAREK GÜN VE GECELER, NAMAZ, NASİHAT, ON BİR AYIN SULTANI, ONBİRAYIN SULTANI, RAMAZAN, SALİHLER, SEN, TEVBE, TEŞHİSİ TANIMAK, TÖVBE, UZMAN, YAŞAM, son din, sondin, tanıtım, İBADET, İBADET AYI, İNSAN, İSLAM DİNİ, ŞÜKÜR. Etiketler: Ahmed Mekki Efendi Rahmetullahi Aleyh, Alimler, deme var mı ben gibi?Bir muhâlif yel eser, Mâla mülke olma mağrûr, savrulur harman gibi.




Subscribe to the comments via RSS Feed