Değerli üstad dan, Allahü Teala rahmet eylesin kendilerine.
KURAN I KERİM TEFSİRİ DİNLEYİNİZ
TIKLAYINIZ
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?id=4443
Mayıs 29, 2011 at 12:32 pm
İmam-ı Ahmed Rabbani hazretleri, Hindistan’da yetişen en büyük veli ve âlim. Ariflerin ışığı, velilerin önderi, İslam’ın bekçisi, müslümanların baş tacı, müceddid, müctehid ve İslam âlimlerinin gözbebeğidir. Silsile-i aliyyenin yirmi üçüncüsüdür.
1563 yılında Hindistan’ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer’in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendi denilmiştir.
Bütün bu vasıflarıyla birlikte ismi, imam-ı Rabbani Müceddid-i elf-i sani Şeyh Ahmed-i Faruki Serhendi’dir.
Babası ve dedelerinin hepsi, zamanlarının büyük âlimleri, salih ve faziletli kimseleri idiler. Babası Abdülehad Efendi din ve fen ilimlerinde yetişmiş, tasavvufta da en son mertebeye ulaşmıştı.
İlk tahsiline, babasından ders alarak başladı. Babasından okuyup Arapçayı öğrendi. Küçük yaşta Kur’an-ı kerimi ezberledi. İlminin çoğunu babasından, bir kısmını da zamanının meşhur âlimlerinden öğrendi. Babasından ders aldığı sırada, çeşitli ilimlere ait küçük kitapları ezberledi. Babasından aldığı dersleri tamamlayınca, Siyalkut şehrine gidip orada, Mevlana Kemaleddin Keşmiri’den ilim öğrendi. Mevlana Kemaleddin meşhur âlim Abdülhakim-i Siyalkuti’nin de hocası olup, zamanının en yüksek âlimi idi. Bazı hadis kitaplarını da Şeyh Yakub-ı Keşmiri’den okudu.
Kadı Behlul-i Bedahşani’den; hadis, tefsir ve bazı usul ilimlerinde icazet, diploma aldı. On yedi yaşında iken tahsilini tamamlayıp, bütün ilimlerden icazet aldı. Tahsili sırasında, Kadiri ve Çeşti büyüklerinin kalblerindeki feyz ve lezzeti babasından aldı. Babası hayatta iken, talebelere ilim öğretmeye başladı.
Bu sırada; Risalet-üt-Tehliliyye, Redd-i Revafid, İsbat-ün-Nübüvve adlı eserlerini yazdı. Edebiyata çok meraklı olup, fesahatı ve belagatı, sürat-i intikali, zekasının şiddeti herkesi hayrette bırakıyordu.
Bu kadar ilmi ve herkesin üstünde olgunluğu, tevazusu ile birlikte kalbi, Ahrariyye, Nakşibendiye büyüklerinin aşkı ile yanıyor, bu yolda yazılmış kitapları okuyordu. Babasının vefatından bir sene sonra, hacca gitmek üzere Serhend’den yola çıktı. Bu yolculuğunda Delhi’ye varınca, orada tanıdıklarından ve Muhammed Bakibillah hazretlerinin talebelerinden olan Mevlana Hasan Keşmiri ile görüştü. Mevlana Hasan Keşmiri, onu hocasının huzuruna götürüp, tanıştırmak istedi ve; “Bugün Ahrariyye yolunda bu ülkede başka böyle büyük bir zat yoktur. Taliblerin onun bir nazarıyla bakışıyla kavuştukları manevi derecelere günlerce çekilen çileler ve çeşitli riyazetlerle nefsin istediklerini yapmamakla kavuşmak mümkün değildir” dedi.
İmam-ı Rabbani hazretleri, daha önce mübarek babasından da Ahrariyye yolunun ve bu yolda bulunanların üstünlüklerini ve kıymetini duymuştu. Bu yolun büyüklerinin kitaplarını okuyup onların güzel hallerini bildiği için; “Bu Hicaz yolunda, böyle büyük bir âlimden, bu büyükler yolunun zikir ve usullerini almaktan daha iyi ne olur?” diyerek Muhammed Bakibillah hazretlerinin huzuruna gitti. Huzuruna girince kalbinde bir nur parladı. Mıknatıs iğneyi çeker gibi çekildi. Kalbi şimdiye kadar hiç duymadığı, bilmediği şeylerle doldu. Hacdan sonra uğrayıp istifade etmeyi niyet etti ise de, kalbindeki sevgi ve arzu, kendisini bırakmadı. Ertesi gün huzuruna gelip, Ahrariyye feyzine kavuşmak şevkini arzusunu bildirdi ve hizmetinde kaldı. Edeple ve can kulağı ile sözlerine ve hallerine bağlandı. Üstadının da lütuf ve himmeti ile iki ay içinde kimsede görülmeyen hallere kavuştu.
İmam-ı Rabbani hazretleri, Muhammed Bakibillah hazretlerini tanıdıktan sonra, edeple ve can kulağı ile bu hocasının sözlerine ve hallerine bağlandı. Birkaç ay sonra, hocası ona icazet verdi. Böylece tasavvuf ilminde ve hallerinde de yüksek dereceye kavuştuktan sonra, memleketi olan Serhend’e dönmesi emrolundu. Hocası, talebesinden çoğunun yetiştirilmesini de ona bırakıp, onları da arkasından Serhend’e gönderdi. Hocası onun için şöyle buyurdu: “Kalblere deva, ruhlara şifa olan bu tohumu, Semerkand ve Buhara’dan getirip Hindistan’ın bereketli toprağına ektim. Taliblerin yetişip kemale gelmesi için uğraştım. O, her dereceyi aşıp, üstünlüklerin sonuna varınca, kendimi aradan çekip, talebeyi ona bıraktım.”
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
MEKTUBATI DİNLEYEREK ÖĞRENİNİZ TIKLAYINIZ
MEKTUBAT TIKLAYINIZ
Aralık 23, 2010 at 11:04 am
|
Kabir sualleri
|
Sual: Kabirde ne sorulacak, cevapları nedir?
CEVAP
Kabir sualine cevap olmak üzere şunları öğrenmelidir:
Rabbin kim?
CEVAP
Allahü teâlâ.
Dinin nedir?
CEVAP
İslâm dini.
Hangi Peygamberin ümmetindensin?
CEVAP
Muhammed aleyhisselamın.
Kitabın nedir?
CEVAP
Kur’an-ı kerim.
Kıblen neresidir?
CEVAP
Kâbe-i muazzama.
İtikadda mezhebin nedir?
CEVAP
Ehl-i sünnet vel cemaat.
Amelde mezhebin nedir?
CEVAP
4 mezhepten hangisi ise, mesela Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli’den biri söylenir.
Ayrıca aşağıdaki esasları da bilmek lazımdır:
Kimin zürriyetindensin?
CEVAP
Âdem aleyhisselamın.
Kimin milletindensin?
CEVAP
İbrahim aleyhisselamın.
|
Ölüm meleği dedi ki:
- Bana eceli gelenlerin listesi verilir. Ben verilen listeyi tatbik ederim. Başka işe karışmam.
ÖLÜM VE KABİR HAYATI TIKLAYINIZ
AHİRET GÜNÜNE İMAN TIKLAYINIZ
Aralık 14, 2010 at 9:25 am
|
MUHARREMİN İLK GÜNÜ 3 KERE OKUNACAK DUA
ŞÖYLEDİR
VE MUHARREMİN 10 CU GÜNÜNDE OKUMAK TAVSİYE
EDİLMİŞTİR.
Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillahi Rabbilâlemîn.Vessalâtü
vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihi
ecmaîn.
Allâhümme entel ebediyyül kadîm. Elhayyülkerîm. El hannânül
mennân
vehâzihî senetün cedîdetün es elüke fîhel ısmete
mineşşeytânirracîm vel
avne alâ hâzihin nefsel emmârati bissû’i veliştigâle
bimâ yugarribunî
ileyke yâ zel celâli vel ikrâm. Birahmetike yâ
erhamerrâhımîn.
Ve sallallâhü ve selleme alâ seyyidinâ ve
nebiyyinâ muhammedin
ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehli beytihî ecmaîn.” |
Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Muharrem ayı,
Kur’an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Muharremin
birinci günü oruç tutmak, o senenin tamamını oruç tutmak gibi
faziletlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında
tutulan oruçtur.) [Müslim]
Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir. Allahü teâlâ, birçok
duaları Aşure günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem’in tevbesinin
kabul olması, Hazret-i Nuh’un tufandan kurtulması, Hazret-i
Yunus’un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim’in ateşte
yanmaması, Hazret-i İdris’in canlı olarak göğe çıkarılması,
Hazret-i Yakub’un, oğlu Hazret-i Yusuf’a kavuşması, Hazret-i
Yusuf’un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb’ün hastalıktan
kurtulması, Hazret-i Musa’nın Kızıl denizi geçmesi, Hazret-i
İsa’nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe
çıkarılması Aşure günü oldu.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Aşure günü Nuh aleyhisselamın gemisi, Cudi dağına
indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü teâlâya
şükür için oruçlu idiler. Hayvanlar da hiç bir şey
yememişti.
Allahü teâlâ denizi, beni İsrail için, aşure günü yardı.
Yine Aşure günü Allahü teâlâ Adem aleyhisselamın
ve Yunus aleyhisselamın kavminin tevbesini kabul
etti. İbrahim aleyhisselam da o gün doğdu.) [Taberani]
|
Aralık 13, 2010 at 11:37 am
Allahü teâlâ günahları ikiye ayırmıştır:
1- Kendisiyle kulları arasındaki günahlar.
2- Kulların birbiri arasındaki günahlar, kul hakları.
(Ahirette sırat köprüsünde her Müslümana yedi sual sorulacaktır. Birincisi imandan sorulacaktır, ikincisi namazdan, üçüncüsü oruçtan, dördüncüsü hacdan, beşincisi zekâttan, altıncısı gusülden sorulacaktır. Yedinci suale gelince, Peygamberler bile masum oldukları halde, bu sualden korkarlar. O da kul hakkıdır.)
Peygamber efendimiz, müflis olanı yani iflas eden kimseyi şöyle bildiriyor:
(Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevabı bulunur, fakat bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevabları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevabları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.)
Kul hakkı tıklayınız
Aralık 11, 2010 at 5:46 am
İmanın beşinci şartı, Ahiret gününe imandır. Amentü’deki “Vel yevmil ahiri…vel-ba’sü badelmevti hakkun” ifadesi, ahirete, öldükten sonra dirilmeye iman etmeyi bildirmektedir.
AHİRET GÜNÜNE İMAN TIKLAYINIZ
Aralık 8, 2010 at 6:00 am
MUHARREMİN İLK GÜNÜ 3 KERE OKUNACAK DUA ŞÖYLEDİR
VE MUHARREMİN 10 CU GÜNÜNDE OKUMAK TAVSİYE EDİLMİŞTİR.
Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillahi Rabbilâlemîn.Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihi ecmaîn. Allâhümme entel ebediyyül kadîm. Elhayyülkerîm. El hannânül mennân vehâzihî senetün cedîdetün es elüke fîhel ısmete mineşşeytânirracîm vel avne alâ hâzihin nefsel emmârati bissû’i veliştigâle bimâ yugarribunî ileyke yâ zel celâli vel ikrâm. Birahmetike yâ erhamerrâhımîn. Ve sallallâhü ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehli beytihî ecmaîn.”
Hicri yeni yılınız hayırlı mübarek olsun.
Aralık 6, 2010 at 7:02 am
ALLAHÜ TEALA
ALLAHA İMANhttp://www.dinimizislam.com/detay.asp?id=227 TIKLAYINIZ
1- Allah: Her ismin vasfını ihtiva eden öz adı. Kendinden başka ilah bulunmayan tek Allah.
Bu ism-i şerif, Cenâb-ı Hakk’ın has ismidir. Bu itibarla diğer isimlerin ifade ettiği bütün güzel vasıfları ve İlâhî sıfatları içine alır. Diğer isimler ise, yalnız kendi mânalarına delâlet ederler. Bu bakımdan Allah isminin yerini hiçbir isim tutamaz. Bu isim, Allah’tan başkasına mecazen de verilemez. Diğer isimlerinden bazılarının, Allah’tan başkasına isim olarak verilmesi caizdir.
2- Er-Rahmân: Dünyada bütün mahlûkata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden.
3- Er-Rahîm: Ahirette, sadece müminlere acıyan, merhamet eden.
4- El-Melik: Mülkün, kâinatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.
5- El-Kuddûs: Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdîse lâyık olan.
6- Es-Selâm: Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran. Cennetteki bahtiyar kullarına selâm eden.
7- El-Mü’min: Güven veren, emin kılan, koruyan, iman nurunu veren.
8- El-Müheymin: Her şeyi görüp gözeten, her varlığın yaptıklarından haberdar olan.
9- El-Azîz: İzzet sahibi, her şeye galip olan, karşı gelinemeyen.
10- El-Cebbâr: Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran. Hükmüne karşı gelinemeyen.
11- El-Mütekebbir: Büyüklükte eşi, benzeri yok.
12- El-Hâlık: Yaratan, yoktan var eden. Varlıkların geçireceği halleri takdir eden.
13- El-Bâri: Her şeyi kusursuz ve mütenasip yaratan.
14- El-Musavvir: Varlıklara şekil veren ve onları birbirinden farklı özellikte yaratan.
15- El-Gaffâr: Günahları örten ve çok mağfiret eden. Dilediğini günah işlemekten koruyan.
16- El-Kahhâr: Her istediğini yapacak güçte olan, galip ve hâkim.
17- El-Vehhâb: Karşılıksız nimetler veren, çok fazla ihsan eden.
18- Er-Razzâk: Her varlığın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.
19- El-Fettâh: Her türlü sıkıntıları gideren.
20- El-Alîm: Gizli açık, geçmiş, gelecek, her şeyi, ezeli ve ebedi ilmi ile en mükemmel bilen.
21- El-Kâbıd: Dilediğinin rızkını daraltan, ruhları alan.
22- El-Bâsıt: Dilediğinin rızkını genişleten, ruhları veren.
23- El-Hâfıd: Kâfir ve facirleri alçaltan.
24- Er-Râfi: Şeref verip yükselten.
25- El-Mu’ız: Dilediğini aziz eden.
26- El-Müzil: Dilediğini zillete düşüren, hor ve hakir eden.
27- Es-Semi: Her şeyi en iyi işiten, duaları kabul eden.
28- El-Basîr: Gizli açık, her şeyi en iyi gören.
29- El-Hakem: Mutlak hakim, hakkı bâtıldan ayıran. Hikmet sahibi.
30- El-Adl: Mutlak adil, yerli yerinde yapan.
31- El-Latîf: Her şeye vakıf, lütuf ve ihsan sahibi olan.
32- El-Habîr: Her şeyden haberdar. Her şeyin gizli taraflarından haberi olan.
33- El-Halîm: Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan, hilm sahibi.
34- El-Azîm: Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce.
35- El-Gafûr: Affı, mağfireti bol.
36- Eş-Şekûr: Az amele, çok sevap veren.
37- El-Aliyy: Yüceler yücesi, çok yüce.
38- El-Kebîr: Büyüklükte benzeri yok, pek büyük.
39- El-Hafîz: Her şeyi koruyucu olan.
40- El-Mukît: Rızıkları yaratan.
41- El-Hasîb: Kulların hesabını en iyi gören.
42- El-Celîl: Celal ve azamet sahibi olan.
43- El-Kerîm: Keremi, lütuf ve ihsânı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden.
44- Er-Rakîb: Her varlığı, her işi her an gözeten. Bütün işleri murakabesi altında bulunduran.
45- El-Mucîb: Duaları, istekleri kabul eden.
46- El-Vâsi: Rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile her şeyi ihata eden.
47- El-Hakîm: Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan.
48- El-Vedûd: İyiliği seven, iyilik edene ihsan eden. Sevgiye layık olan.
49- El-Mecîd: Nimeti, ihsanı sonsuz, şerefi çok üstün, her türlü övgüye layık bulunan.
50- El-Bâis: Mahşerde ölüleri dirilten, Peygamber gönderen.
51- Eş-Şehîd: Zamansız, mekansız hiçbir yerde olmayarak her zaman her yerde hazır ve nazır olan.
52- El-Hak: Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran.
53- El-Vekîl: Kulların işlerini bitiren. Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran.
54- El-Kaviyy: Kudreti en üstün ve hiç azalmaz.
55- El-Metîn: Kuvvet ve kudret menbaı, pek güçlü.
56- El-Veliyy: Müslümanların dostu, onları sevip yardım eden.
57- El-Hamîd: Her türlü hamd ve senaya layık olan.
58- El-Muhsî: Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen.
59- El-Mübdi: Maddesiz, örneksiz yaratan.
60- El-Muîd: Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.
61- El-Muhyî: İhya eden, yarattıklarına can veren.
62- El-Mümît: Her canlıya ölümü tattıran.
63- El-Hayy: Ezeli ve ebedi bir hayat ile diri olan.
64- El-Kayyûm: Mahlukları varlıkta durduran, zatı ile kaim olan.
65- El-Vâcid: Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan.
66- El-Mâcid: Kadri ve şânı büyük, keremi, ihsanı bol olan.
67- El-Vâhid: Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan.
68- Es-Samed: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu merci.
69- El-Kâdir: Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan.
70- El-Muktedir: Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi.
71- El-Mukaddim: Dilediğini yükselten, öne geçiren, öne alan.
72- El-Muahhir: Dilediğini alçaltan, sona, geriye bırakan.
73- El-Evvel: Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan.
74- El-Âhir: Ebedi olan, varlığının sonu olmayan.
75- Ez-Zâhir: Yarattıkları ile varlığı açık, aşikâr olan, kesin delillerle bilinen.
76- El-Bâtın: Aklın tasavvurundan gizli olan.
77- El-Vâlî: Bütün kâinatı idare eden, onların işlerini yoluna koyan.
78- El-Müteâlî: Son derece yüce olan.
79- El-Berr: İyilik ve ihsanı bol olan.
80- Et-Tevvâb: Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan.
81- El-Müntekım: Asilerin, zalimlerin cezasını veren.
82- El-Afüvv: Affı çok olan, günahları mağfiret eden.
83- Er-Raûf: Çok merhametli, pek şefkatli.
84- Mâlik-ül Mülk: Mülkün, her varlığın sahibi.
85- Zül-Celâli vel İkrâm: Celal, azamet, şeref, kemal ve ikram sahibi.
86- El-Muksit: Mazlumların hakkını alan, adaletle hükmeden, her işi birbirine uygun yapan.
87- El-Câmi: İki zıttı bir arada bulunduran. Kıyamette her mahlûkatı bir araya toplayan.
88- El-Ganiyy: İhtiyaçsız, muhtaç olmayan, her şey Ona muhtaç olan.
89- El-Mugnî: Müstağni kılan. İhtiyaç gideren, zengin eden.
90- El-Mâni: Dilemediği şeye mani olan, engelleyen.
91- Ed-Dârr: Elem, zarar verenleri yaratan.
92- En-Nâfi: Fayda veren şeyleri yaratan.
93- En-Nûr: Âlemleri nurlandıran, dilediğine nur veren.
94- El-Hâdî: Hidayet veren.
95- El-Bedî: Misalsiz, örneksiz harikalar yaratan. (Eşi ve benzeri olmayan).
96- El-Bâkî: Varlığının sonu olmayan, ebedi olan.
97- El-Vâris: Her şeyin asıl sahibi olan.
98- Er-Reşîd: İrşada muhtaç olmayan, doğru yolu gösteren.
99- Es-Sabûr: Ceza vermede, acele etmeyen.
Aralık 2, 2010 at 1:00 pm
NEFS NEDİR TIKLAYINIZ
Allahü teâlâ insanda üç şey yarattı: Akıl, kalb ve nefs. Bunların hiçbiri görülmez. Varlıklarını eserleri ile, yaptıkları işlerle ve dinimizin bildirmesi ile anlıyoruz. Akıl ve nefs dimağımızda, kalb, yüreğimizdedir. Bunlar, madde değildir, yer kaplamazlar. Buralarda bulunmaları, elektriğin ampulde bulunması gibidir. Peygamberler ve veliler hariç, herkesin nefsi, çok kötüdür. Bu kötü nefse, (nefs-i emmare) denir ki, kötülüklere sürükleyen nefs demektir.
MERAK EDİLEN KONULAR TIKLAYINIZ
Kasım 16, 2010 at 2:37 pm
Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet’e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Ramazan bayramında bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek, sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever.) [Buhari]
Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Düğünlerde ve bayramlarda, kadınların def çalmaları caiz olduğu için, Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’e, (Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari)
Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır.
Kimseye darılmamalı, dargınlık olduysa, üç günden fazla sürmemeli, bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Din kardeşiyle üç günden çok küs durmak caiz değildir. Üç gün sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud]
(Ameller pazartesi ve perşembe günü Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan istifade edemez. Cenab-ı Hak, “Onlar barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin” buyurur.) [İ.Malik]
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2015
MÜBAREK GÜN VE GECELER TIKLAYINIZ
BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN EFENDİM.
Kasım 13, 2010 at 3:52 am
Sual: Uyku adabı nelerdir?
CEVAP
Günümüzün ortalama üçte biri uyku ile geçmektedir. Gafletle geçmemesi için uykuyu da değerlendirmek gerekir. Müminin her hareketi şuurlu olmalıdır. Gafletle yatıp gafletle kalkmamalıdır!
Rastgele yatağa girip uyumak doğru değildir.
1- Yatağa abdestli girmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Abdestli yatanın ruhu Arşa yükselir ve gördüğü rüyalar doğru olur. Abdestsiz yatanın ruhu yükselmez, gördüğü rüyalar, karışık olur, doğru çıkmaz.) [İ. Gazali]
(Abdestli yatan, gece ibadet eden ve gündüz oruç tutan kimse gibi sevap kazanır.) [Hakim]
2- Misvaklanıp sağ yanı üzere kıbleye karşı yatmak sünnettir. Uyku, ibadetleri kuvvetle ve sağlam yapmak niyetiyle olursa ibadet olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âlimlerin uykusu ibadettir.) [İ. Gazali]
3- Borçları ve önemli işleri olan kimse, vasiyetini yazmadan yatmamalıdır! Çünkü sabaha çıkacağını kimse bilemez. Eğer vasiyetsiz ölürse, Kıyamete kadar konuşamaz. Ölüler kendini ziyaret eder, onunla konuşmaya çalışırlar, fakat o cevap veremez. O zaman (Bu miskin vasiyetsiz ölmüş) derler. Vasiyet olarak, varsa kul borçlarını, namaz ve oruç kazaları gibi Hak borçlarını yazmalı, ölümünden sonra ne yapılmasını istiyorsa bildirmelidir!
4- Günahlarına tevbe edip uyumalıdır! Herkese iyilik yapacağına, uyandığı zaman kimseye fenalık etmeyeceğine niyet ederek yatmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Hiç kimseye zulüm ve kin hissi duymadan yatanın günahları affolur.) [İ. Ebiddünya]
5- Yatarken, gece ibadete kalkmaya niyet etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Gece ibadet etmek niyetiyle yatan, fakat uyku galebe çalıp sabaha kadar uyanamayan, niyeti sebebiyle gece ibadet etmiş gibi sevaba kavuşur. Uykusu da kendisine Allahü teâlânın ihsan ettiği bir sadaka olur.) [İbni Mace]
6- İyice uyku gelmeden yatmamalıdır! Kıymetli ömrü uyku ile geçirmemelidir! İhtiyaç kadar uyumalıdır!
7- Yatarken Âyet-el-kürsi, üç İhlas ve bir Fatiha, iki Kuleuzüyü okumalıdır! Salevat-ı şerife getirmelidir! “Amenerresulüyü yatsıdan sonra okumayı âdet edinmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Gece Bekara suresinin son iki âyetini okuyana, bu iki ayet, her şey için kâfidir.) [Müslim]
8- Uykunun bir nevi ölüm, uyanmanın da dirilmek olduğunu düşünmelidir! Hazret-i Lokman, oğluna (Oğlum, ölümden şüphen varsa, uyuma! Uyumak mecburiyetinde kaldığın gibi, ölmeye de mahkumsun. Eğer dirilmekten şüphe ediyorsan, uykudan uyanma! Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin) buyurmuştur.
9- Yatarken yarınki hayırlı işleri yapabilmek için istirahat etmeye, sabah namazına kalkmaya ve ertesi gün hayırlı işler yapmaya niyet etmeli! Böyle niyet edenin uykusu ibadet olur. Gece uyanınca dua etmeyi âdet haline getirmeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Uykudan uyanınca, “Allahümmağfirli” derse, duası kabul olur.) [İ. Ebiddünya]
10- Henüz sabah namazının vakti girmeden, yani seherde kalkmaya çalışmalıdır. Seher vakti kalkmak berekettir. Hele sabah namazının vakti girdikten sonra, güneş doğana kadar uyumak rızk yönünden de zararlıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Sabah uykusu, rızka manidir.) [Beyheki]
İbni Abbas hazretleri, sabah vakti oğlunu uyur görünce buyurdu ki:
(Oğlum, rızıkların dağıtıldığı saatte uyunur mu? Bu saatte uyumak, tembellik alametidir, unutkanlığa sebep olur.) [Şir’a]
Yatarken
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Yatarken Fatiha ve İhlası okuyan, ölüm hariç, her şerden emin olur.) [Bezzar]
(Yatarken Kâfirun suresini okuyan şirkten beri olur.) [Tirmizi]
(Yatarken Mülk [Tebareke] suresini okumadan yatma! Çünkü ölürsen kabirde sana yoldaş olur.) [Ey Oğul İlmihâli]
Tok karnına uyumak
Mümkün mertebe yemeği yatarken yememelidir! Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Tok karnına uyumak, kalbi katılaştırır.) [Taberani]
Yenilen yemekleri namaz kılarak veya helal kazanç yollarında eritmeye çalışmalıdır!
Yüzükoyun uyumak
Peygamber efendimiz, yüzükoyun yatan birine, (Kalk, bu yatış, Cehennem ehlinin yatışıdır) buyurdu. Yüzükoyun ve örtüsüz yatan birine de, (Bu, Allahü teâlânın hiç sevmediği bir yatış şekli) buyurdu.
Çorapla yatmak
Sual: (Çorapla yatıp uyumak uygun değil) deniyor. Niye uygun değildir?
CEVAP
Çorapla yatmak uygundur, hiçbir mahzuru yoktur.
Sual: (Sırtüstü yatmak peygamberlerin âdeti) deniyor. Doğru mu?
CEVAP
Sırtüstü yatmak bizim dinimizde mekruhtur.
Yatağa abdestli girmek
Sual: (Gece yatarken, abdesti sıkışık olan, abdestli yatağa girip, sonra abdestini bozsa, yatağa abdestli girmiş sayılır) deniyor. Bu bir hile değil midir? Allahü teâlâyı kandırmaya çalışmak olmaz mı?
CEVAP
Hâşâ, öyle bir şey olmaz. Allahü teâlânın bildirdiği ihsandan faydalanmak olur. Önemli olan, yatağa abdestli girmektir. Uyuyunca, zaten abdest bozulacaktır; ama abdestli yatağa girmesi büyük fazilettir, sabaha kadar namaz kılmış sayılır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yatağa abdestli girene, o gece bir melek sabaha kadar, “Ya Rabbi bu kulunu affet!” diye dua eder.) [Hâkim]
(Abdestli yatıp Allahü teâlâyı anarak uyuyan, uyanana kadar namazda sayılır. Bir melek onun için ibadet eder. Uyandığı zaman yine Allahü teâlâyı anarsa, o melek, bu kulun affı için Allah’a dua eder.) [İbni Hibban]
(Abdestli yatan, gece vefat ederse şehid olur.) [İbni Sünni]
Sual: Gece yatağa yatınca okunması gereken duaları sırasıyla yazar mısınız?
CEVAP
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
Yatağa abdestli gir, Euzü Besmele çek, sağ yanın üzerine kıbleye karşı yat, sağ avucunu sağ yanağının altına koy, Âyet-el-kürsi, 3 İhlâs, bir Fatiha ve birer defa iki kul euzüden sonra 3 defa (Estağfirullahelazim ellezi lâ ilâhe illâhu) oku, üçüncüsüne (el-hayyelkayyume ve etubü ileyh) ekle. On defa da, (Tevekkeltü alellah, Lâ havle velâ kuvvete illâ billah) oku, onuncusuna (hil aliyyil azim ellezi lâ ilâhe illâhu) ilave et!
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Yatağa girince 3 defa Estağfirullah el azim ellezi lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyum ve etubü ileyh okuyan kimsenin günahları, deniz köpüğü kadar pek çok olsa da, affolur.) [Tirmizi]
(Yatarken Fatiha ve İhlası okuyan, ölüm hariç, her şerden emin olur.) [Bezzar]
(Yatarken Kâfirun suresini okuyan şirkten beri olur.) [Tirmizi]
(Yatarken Mülk [Tebareke] suresini okumadan yatma! Çünkü ölürsen kabirde sana yoldaş olur.) [Ey Oğul İlmihali]
(Kur’anda bir sure vardır ki, otuz âyettir. Okuyana affedilinceye kadar şefaat edecektir. O “Tebarekellezi bi yedihil mülk” diye başlayan suredir.) [İ. Ahmed]
(Resulullah, Secde suresi ile Mülk suresini okumadan uyumazdı.) [Tirmizi]
Her gece Amenerresulüyü okuyan, gecelerini ibadetle geçirmiş gibi sevaba kavuşur.
Gece yatarken Tebareke suresini okuyan, kabir azabından korunur, Kadir Gecesini ihya etmiş gibi sevaba kavuşur.
Her gece Yasin suresini okuyan, affedilmiş olarak sabahlar.
Her gece yatarken yüz defa, (Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber) okuyan kimse, kendini hesaba çekerek günahlarını affettirmiş olur.

Kasım 10, 2010 at 7:00 am
hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan,
her günü için yüz köle azat etmiş veya
cihad edenlere yüz at vermiş yahut
Kâbe’ye kurban için yüz deve
göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin]
Sual: Zilhicce ayında oruç tutmanın fazileti nedir, hangi günlerde oruç tutmalı?
CEVAP
Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace]
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.) [Beyheki]
(Zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.) [R. Nasıhin]
(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]
(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]
(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.) [Beyheki]
(Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani]
[Tesbih: Sübhanallah,
Tahmid: Elhamdülillah,
Tehlil: La ilahe illallah,
Tekbir: Allahü ekber, demektir.]
İlk on günün kıymeti
Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediler. Peygamber efendimiz, cevabında buyurdu ki:
(Evet cihaddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehit olan kimsenin cihadı daha kıymetlidir.) [Buhari]
Ebüdderda hazretleri buyurdu ki:
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir! Çünkü Muhammed aleyhisselam, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevap verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır, Mizanda sevabı ağır gelir ve Cennette yüksek derecelere kavuşur.) [Şir’a]
Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Allahü teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i Sünnet’e uygun bir din kitabı okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir.
Sual: Arefe günü oruç tutmanın önemi nedir?
CEVAP
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]
(Aşure günü orucu bir yıllık, Arefe günü orucu da, iki yıllık [nafile] oruca bedeldir.) [T.Gafilin]
(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.) [T.Gafilin]
Kasım 7, 2010 at 7:46 am
Şevval ayı
oruç ve ramazan tıkla
Sual: Şevval ayında oruç tutmak sevab mıdır?
CEVAP
Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhari)
Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberani]
(Ramazan orucuyla Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace]
(Ramazan ayı orucu on aya, Ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme]
Bazı âlimler, bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağını bildirmişlerdir. Aralıklı tutmak da caizdir. Kazaya niyet ederek tutmalı. Şevval ayında ve başka zaman tutulan nafile veya kaza oruçlarını pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]
(Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim]
(Cennetin kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.) [Müslim]
Sual: Şevval ayına girdik. 6 gün orucuna başladım. Ramazanda âdet olduğum zaman tutamadığım oruçlarım oldu. 7 gün tutamadım. 6 günlük oruç diğerinin yerine geçer mi? Yoksa 13 gün oruç tutmam mı gerekiyor?
CEVAP
Altı gün orucu tutarken kazaya da niyet ederseniz hem kazanız ödenmiş olur, hem de Şevval ayında oruç tutma sevabına kavuşmuş olursunuz. 7 gün kaza tutarsanız borcunuz kalmaz.
Sual: Şevval ayında tutulan altı gün orucu (kaza ve nafile oruca niyet ederek) peş peşe tuttuk. Kimisi Pazartesi-Perşembe tutulması gerektiğini söylediğinde kötü bir niyet olmadan, bir an önce tutmak manasında (Altı gün orucu bir an önce tutup kurtulalım) dediğimiz oldu. Bir mahzuru var mı?
CEVAP
Oruç tutan adamın kötü niyeti olur mu? Siz onu kendinize bir görev hissettiğiniz için öyle dediniz. Namaz için de aynı şey söylenir. (Hele şu namazı bir an önce kılalım veya önce namazı kılalım da kurtulalım) demek küfür olmaz. Çünkü borçtan bir an önce kurtulmak demektir.
Sual: Biz komşularla altı gün oruçlarımızı tuttuk. Bir hanım, kadınların tutması gereken bir borcu varsa, bu altı gün nafile orucu tutamaz dedi. Bu doğru mu?
CEVAP
Farz namaz borcu olan nafile ve sünnet kılamaz, ancak oruç tutabilir. Çünkü ikinci ramazana kadar borcunu ödeyebilir. Ama bu altı günleri tutarken kazaya da niyet ederse hem bugünlerde oruç tutmuş olur hem de kazasını ödemiş olur.
Sual:
Şevval ayında tutulan 6 gün oruç, şevval ayı içerisinde hangi gün olursa olsun tutulabilir mi?
CEVAP
Evet, 30 gün içinde altı gün oruç tutulur.
Sual: Ben 6 gün orucuna başladım. İkincisini bugün tutacağım. Ancak dün gece biraz uykulu idim, yemeği yiyip yattım. Sabah kalktığımda niyet etmediğimi hatırladım. Ancak gece yatarken hanımıma “ben sahura kalkacağım yarın ve diğer günler (14-15. günler de) oruç tutacağım dedim. Böyle yapmam niyet yerine geçer mi?
CEVAP
Sahura kalkıyor hem de yemek yiyorsunuz. Bu niyet yerine geçer. Hatta acele edip, vakit bitmeden şunu içeyim şunu da yapayım deniliyor, bunlar da niyettir.
Bu ayda oruç tutmak
Sual: Hilal gözetilmeden takvimlere göre ramazan ve bayram yapılan günlerde, Ramazandan sonra iki gün oruç tutmak gerekiyor. Bir de hayz halinde tutulmayan oruçlar oluyor. Bu ayda altı gün nafile oruç tutmak da çok sevabdır. Kaza namazları kılarken, nafile namazlara da niyet edildiği gibi, kaza oruçlarını tutarken, hem Şevval ayı orucuna, hem de kaza orucuna birlikte niyet edilebilir mi?
CEVAP
Evet, öyle niyet edilir. Bu ayda kaza orucu tutarken, Şevval orucuna ayrıca niyet edilmese bile, yine Şevval ayında tutulması çok sevab olan nafile oruçlar da, tutulmuş olur. Peygamber efendimiz, Muharremin 9 ve 10. günleri nafile oruç tuttuğu için bize sünnet olmuştur. Yine Peygamber efendimizin, her Arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri ve kurban bayramı arefesinde nafile oruç tuttuğu olurdu. Resulullah efendimiz, bu günlerde nafile oruç tuttuğu için, o günlerde bizim oruç tutmamız da müstehab olmuştur. Bu günlerde kaza orucu tutarken, sünnet veya müstehab denmese de, Peygamber efendimiz, o günlerde oruç tuttuğu için, sünnet veya müstehab da yerine gelmiş olur.
Bildirilen günlerde nafile oruç tutarken kazaya da niyet etmeli, yani (İlk kazaya kalan Ramazan orucumu tutmaya) demelidir. Kaza orucumuz olmasa bile, böyle niyet etmenin hiç mahzuru olmaz. Kazamız yoksa zaten nafile olur. Mübarek günlerde, oruç tutarken her zaman kazaya niyet etmeliyiz.
Eylül 13, 2010 at 9:30 am
Ahiret Gününe iman tıklayınız
Doğru İman Bilgileri Tıklayınız
|
 Ahiret gününe iman nedir?
|
 Ölüm ve kabir hayatı
|
 Kıyamet alametleri
|
 Kıyamet günü
|
 Cennet ve Cehennem
|
 İman ve İslam
|
 Allah’a iman
|
 Meleklere iman
|
 Kitaplara iman
|
 Peygamberlere iman
|
 Ahiret gününe iman
|
 Kaza ve Kadere iman
|
 Şirk ve tehlikeli sözler
|
 Amentü (Tecdid-i İman ve Tecdid-i Nikah Duası)
|
|
|
|
Ağustos 5, 2010 at 2:14 am
ORUÇ VE RAMAZAN DETAY BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ
|
 Orucun ve Ramazan ayının fazileti
|
 Oruç ve aç durmak
|
 Oruç tutmak faydalıdır
|
 Orucun farzları
|
 Günah işleyenin orucu
|
 Oruç tutmamayı mubah kılan özürler
|
 Seferde iken oruç tutmak
|
 Açıktan oruç yemek
|
 Kadınlar muayyen günlerinde iken
|
 İftar vermenin fazileti
|
 İftarı geciktirmek caiz mi?
|
 Seher vakti ve sahur
|
 Ramazanda ibadet ve iyiliğin sevabı
|
 İtikâf nedir, kadınlar nasıl yapar?
|
 Haram işlemek orucu bozar mı?
|
 Hastaların oruç tutması
|
 Nafile oruç ve fazileti
|
 Oruç kefareti
|
 Orucu bozan şeyler
|
 Orucu bozmayan şeyler
|
 Orucu bozan ve bozmayan durumlar
|
 Oruçta mezhep taklidi
|
 Oruçla ilgili çeşitli sual cevaplar
|
 Teravih namazı
|
 Ramazanda sağlıklı beslenmek için
|
 Farklı takvim ve imsakiyeler
|
 Hilal görülünce Ramazan başlar
|
 Fitre vermenin önemi
|
 Bayram günleri
|
 Bütün yıl oruç tutmuş olmak
|
 Mübarek günlerde oruç
|
 Oruçluya mekruh olanlar ve olmayanlar
|
 Şevval ayında oruç
|
 Ağızdaki kan ve oruç
|
|
Ağustos 3, 2010 at 3:50 am
Âb-ı hayata kavuşan, ebediyen ölmez, ama âb-ı hayata kavuşmak kolay değildir. Arada yüksek dağlar, çok tehlikeler var, çok zordur, fakat Ehl-i sünnet itikadında olup da bu yolun büyüklerini sevenler, bu zorluklarla karşılaşmadan lütf-i ilâhi ile bu nimete kavuşmuşlardır. Âb-ı hayat, doğru imandır, sonsuz Cennettir. Ancak bu nimetin şükrü lazımdır, yoksa Allah korusun, elden gider. Şükrü, hubb-i fillah ve buğd-i fillahtır yani sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini Allah için sevmemektir. Allahü teâlâ İsa aleyhisselâma, (Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkların ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz) diye vahyetmiştir.
Birlik ve beraberliğe dikkat etmeli, çünkü bir hadis-i şerifte, (İnsanın kurdu şeytandır. Şeytan aynı inançta olanların arasına giremez. Farklı inançta olanların arasına girip onları parçalar, dağıtır) buyurulmuştur.
İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerimizin yolunda olan, gaflete düşüp günah işleyebilir, ama müşrik olmaz, bid’at ehli olmaz, çünkü bunlar Ehl-i sünnettir. Onları sevip, beraber olanlar da kurtulur. Bu büyüklerin gemisi, sağlam gemidir. Ocağı, iyi ocaktır. Bu geminin içinde olmalı. Bu ocaktan ayrılmamalı.
Semerkand tarafında mübarek bir zat varmış. Talebelerinden birisi de tüccarmış. Bu talebe son zamanlarda sohbetlere az gelmeye başlamış ve bir müddet sonra da hiç gelmeyince, hocası diğer talebelerine, onun nerede olduğunu sormuş. Onlar da, (Ticareti arttı, gelmeye vakti yok) demişler.
Mevsim kış, dışarıda kar yağıyor. Hocası, kar kış dinlemeyip atına atladığı gibi, o kurtulsun diye onun bulunduğu şehre gitmiş. Kapıya gelince talebesi şaşırmış, hem sevinmiş, hem de biraz korkmuş. İçeri buyur etmiş. Hocası bir selam vermiş, başka tek kelime konuşmamış. Odada ocak var ve odunlar yanıyormuş. Yemek yendikten sonra yine konuşma yok, ama hocası ocaktan korlaşmış bir odunu maşayla alıp, ocağın yanındaki taşın üzerine bırakmış. Tüccar, hocam bunu niye yaptı diye merak etmiş. Bir müddet sonra o kıpkırmızı yanan odun soğuyup kapkara olmuş. Hocası, yine konuşmadan, kalkıp dışarı çıkmış. Atına bineceği sırada talebesi yetişmiş, (Hocam, şimdi dersimi aldım, bekleyin, ben de dergâha geliyorum. Artık kovsanız da oradan ayrılmam) demiş.
Hocası demek istiyor ki: (Sohbetten ayrılırsanız, ayrı kalırsanız, soğumaya başlarsınız, sonra sönersiniz. Sonra siyahlaşırsınız, sonra muhalefet edersiniz, daha sonra da düşman olursunuz.)
Sohbet imkânı yoksa, o büyüklerin kitapları okunmakla da, sohbete kavuşulmuş olur.
Temmuz 19, 2010 at 9:17 am
http://www.gonulsultanlari.com/
Evliyânın büyüklerinden
Ebül Feth-i Serahsî hazretlerine,
“rahmetullahi teâlâ aleyh”
Bir gün, bâzı gençler;
- Efendim âhir zamanda gelecek olan
ümmeti, Cehennemden kurtaracak
birtek şey varmış o nedir acaba?
diye sordular.
Cevabında;
- Doğru îmân etmektir,
buyurdu.
Şaşırdılar:
- Sadece îmân mı efendim?
- Evet yalnızca doğru îmân, yâni Ehli sünnet âlimlerinin bildirdiği gibi îmân edinmektir
ki, bu büyük nîmet herkese nasîb olmaz.
- Yâni o zamanda îmânını kurtaran,
Cehennemden kurtulacak öyle mi?
- Evet, ehli sünnet üzre îmân etmek bu kadar kıymetli işte. Zîra önceki zamanlarda yaşıyan müslimanlar günah işlememek için uğraşırdı.
Sordular:
- Ya şimdi efendim?
- Şimdi yâni âhir zamanda gelen biz ümanlar, bu kıymetli îmânımızı islâm düşmanlarına kaptırmamak için çok çaba sarfedeceğiz.
Temmuz 19, 2010 at 8:58 am
Muharrem ayının ilk günü ve Aşûre günü okunacak duâ:
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.
Vassalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Allahümme ente’l-ebediyyü’l-kadîm, el-hayyü’l-kerîm, el-hannân, el-mennân.
Hâzihî senetün cedîdetün. Es’elüke fîhe’l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihinnefsi’l-emmâreti bissûi ve’l-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn.
Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.”
Aralık 16, 2009 at 8:24 am
Zilhicce ayının fazileti Sual: Zilhicce ayının fazileti nedir? CEVAP Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir: (Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace] (Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevab verilir.) [Beyheki] (Terviye günü oruç tutup günah söz söylemeyen Müslüman, Cennete girer.) [Ramuz] (Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutan, her günü için yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş yahut Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin] (Bu on günün hayrından mahrum olana yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin] (Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat] (Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günüyse on bin güne eşittir.) [Beyheki] (Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.) [Taberani] Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani] Tesbih: Sübhanallah, Tahmid: Elhamdülillah, Tehlil: Lâ ilâhe illallah, Tekbir: Allahü ekber, demektir. Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, bu ayın ilk günleri yapılan ameller, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir; ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehid olanın cihadı daha kıymetlidir) buyurdu. (Buhari) Hazret-i Ebüdderda buyurdu ki: Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli, çok dua ve istiğfar etmelidir; çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır. Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir’a) Her hafta saç, sakal, tırnak kesmek sünnettir. İbni Âbidin hazretleri, (Zilhicce ayının ilk on günü, bu sünnetleri geciktirmemeli. (Kurban kesecek kimse, Zilhicce ayı girince, saçını ve tırnağını kesmesin) hadis-i şerifi, emir değildir. Bunları, kurban kesinceye kadar geciktirmek müstehabdır) buyurmaktadır. Kurban kesecek kimsenin, Zilhicce ayının ilk gününden, kurban kesinceye kadar, saçını, sakalını, bıyığını ve tırnağını kesmemesi müstehabdır; fakat vacib değildir. Bunları kesmesi günah olmaz ve kurban sevabı azalmaz. Bu on gün içinde bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnete uygun bir kitap okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir.
Kasım 17, 2009 at 8:13 am
Belanın geliş sebepleri
Sual: İnsana bela niçin gelir?
CEVAP
İnsanlara dert, bela, musibet birkaç bakımdan gelir:
1- Bunlardan birisi işlediğimiz günahlar sebebiyledir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Belaların gelmesine sebep günah işlemektir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Size gelen musibet, işlediğiniz [günahlar] yüzündendir.) [Şura 30]
(Sana gelen kötülük, kendindendir, [günahların yüzündendir.]) [Nisa 79]
(Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hallerini değiştirmez.) [Rad 11]
2- Bela, hastalık ve musibetler, günahların kefareti [affolması] için gelir. Dünyada musibetlere maruz kalıp da güzelce sabreden kimse, ahirete günahsız gider.
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Her musibet, affedilecek bir günah için gelir.) [Ebu Nuaym]
(Mümine gelen her sıkıntı, günahlarına kefaret olur.) [Buhari]
(Müminin günahları affoluncaya kadar bela ve hastalık gelir.) [Hakim]
İnsan kendisine gelen beladan hoşlanmaz. Halbuki günahları affolacak ve güzel sabrederse ahirette büyük nimetlere kavuşacaktır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır.) [Bekara 216]
3- Cennette yüksek derecelere kavuşması için mümine musibet gelir. Bunun için Peygamberlere çok bela gelmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Nimete kavuşması için insana musibet gelir.) [Buhari]
(Musibet, kavuşulacak bir derece için gelir.) [Ebu Nuaym]
(Allahü teâlânın hayrını murad ettiği kul, belaya maruz kalır.) [Taberani]
(Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helakı için kâfi gelirdi.) [İ.Asakir]
(Mümin, keler deliğine saklansa, ona, eza edecek biri musallat olur.) [Beyheki]
(Dünya, [Cennetteki nimetlerin yanında] mümine zindandır.) [Müslim]
(Allah’ı ve Resulünü seven, belaya [hazırlıklı olsun] zırh giysin!) [Beyheki]
(En şiddetli bela, Peygamberlere, velilere ve benzerlerine gelir.) [Tirmizi]
Demek ki belanın en şiddetlisi, Allahü teâlânın çok sevdiği kimselere geliyor. Belalara sabır, sıddıkların derecesidir. Peygamber efendimiz, kendisine gelecek musibetlere karşı dayanma gücü vermesi için Allahü teâlâya dua ederdi.
4- Bela, imtihan için de gelir. Bakalım kul, Allahü teâlânın gönderdiği belaya razı olacak mı, olmayacak mı? Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Şüphe edilen altın, ateşle muayene edildiği gibi, insan da bela ile imtihan olur.) [Taberani]
(Ya Rabbi, beni sevene, hayırlı mal ver! Bana düşmanlık edene de çok mal, çok evlat ver!) [İbni Asakir]
Belanın gelişi
Sual: Başımıza gelen belayı nasıl karşılamak gerekir?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Dostlara dünya sıkıntılarının ve belaların gelmesi, bunların günahlarının affolması için kefârettir. Yalvararak, ağlayarak ve sığınarak, kırık kalb ile Allahü teâlâdan af ve âfiyet dilemelidir. Duanın kabûl olunduğu anlaşılıncaya ve fitneler kalmayıncaya kadar, böyle dua etmelidir. Dostlarınız ve iyiliğinizi isteyen sevenleriniz de, sizin için duâ etmekte iseler de, dertlinin kendisinin yalvarması daha yerinde olur. İlâç almak ve perhiz yapmak, hastaya lâzımdır. Başkalarının yapacağı, olsa olsa, ona yardımcı olmaktır.
Sözün doğrusu şudur ki, sevgiliden [Allahü tealadan] gelen her şeyi, gülerek, sevinerek karşılamak lâzımdır. Ondan gelenlerin hepsi tatlı gelmelidir. Sevgilinin sert davranması, aşağılaması, ikram, ihsan ve yükseltmek gibi olmalıdır. Hatta, kendi nefsinin böyle isteklerinden daha tatlı olmalıdır. Seven böyle olmazsa, sevgisi tâm olmaz. Hatta, seviyorum demesi, yalancılık olur. (c. 2, m. 75 )
Kasım 12, 2009 at 11:24 am
Sual: Regaib gecesi ne zamandır? Bu geceye mahsus namaz var mı?
CEVAP
Receb-i şerifin ilk Cuma gecesine Regaib gecesi denir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, mümin kullarına, ragibetler, yani ihsanlar, ikramlar yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua red olmaz ve namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir.
Bu gece, Peygamber efendimizin babasının evlendiği gece değildir. Böyle söylemek yanlıştır. Resulullahın dokuz aydan önce dünyayı teşrif etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu da, noksanlık ve kusurdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan kusursuz olduğu gibi, Âmine validemizi nurlandırdığı zaman da, noksan ve kusurlu değildi. Bu zamanın noksan olması, tıp ilminde ayb ve kusur sayılmaktadır.
Bu geceye mahsus bir namaz yoktur. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tevbe istiğfar eder. Bugün oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Mübarek gecelerde ve her zaman ilim öğrenmek hepsinden daha faziletlidir. İlmihal bilgileri en kıymetli ilimdir.
Perşembe günü oruç tutup gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Perşembe ile birlikte, Cuma günü de oruç tutmakta mahzur yoktur. (Gunye)
Receb ayında oruç tutmak faziletlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Receb ayında Allah’a çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlâ Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkleri vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]
(Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir.) [Miftah-ül-cenne]
(Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.)
[Ebu Ya’la]
(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İ.Asakir]
(Receb büyük bir aydır. Allahü teâlâ bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]
(Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip “Ya Rabbi onu mağfiret et” derler.) [Ebu Muhammed]
(Receb’in ilk Cuma gecesini [Regaib gecesini] ihya edene, kabir azabı yapılmaz. Duaları kabul edilir. Yalnız, yedi kimsenin duası kabul olmaz: Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina eden, beş vakit namazı kılmayan.) [S. Ebediyye]
[Bunlar, bu günahlardan vaz geçmedikçe, tevbe etmedikçe, duaları kabul olmaz.]
Receb ayında yapılan dua kabul edilir, hatalar affedilir. Günah işleyenin cezası da kat kat olur.
Hazret-i Hüseyin (radıyallahü anh) anlatır:
“Kâbe’yi tavaf ederken yanık sesle Allahü teâlâya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona dedim ki:
- Sen kimsin, vaziyetin ne böyle?
- Menâzil bin Lâhık… Ben çalgı çalmakla, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistan’ın artisti denilen ünlü bir kimseydim. Hep nefsin arzuları peşinde koştum. Recep ve Şaban aylarında bile bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, (Allahü teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikayet ediyorlar) dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, (Bu aylarda oruç tutar, geceleri ibadet ederim. Beytullaha gidip şerrinden korunmak için Allahü teâlâdan yardım dilerim) dedi.
Bir hafta oruç tutup Kâbe’ye giderek, (Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları reddetmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et) diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Bunu görenler, (Baba bedduasına uğramış kişi) derler.
- Baban bu haline ne dedi?
- Babamdan af ve özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile Beytullaha gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim.
Babam Hazret-i Ali, bu gence dua etti. Recebde yaptığı bu dua bereketiyle Allahü teâlâ ona şifa ihsan eyledi.”
Haziran 25, 2009 at 4:05 am
İman, bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teâlâ tarafından bildirilen, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından getirdiği emir ve yasakların hepsine inanmak ve inandığını dil ile söylemek demektir.
Amentü şöyledir:
Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba’sü ba’del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü.
[Yani, Allah’a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah’ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Haziran 9, 2009 at 12:59 am
Ehl-i sünnet âlimleri, Peygamber efendimizin bildirdiği tarifi aynen aktarıyor. İman, Amentü’de bildirilen altı esasa inanmaktır. Amentü olarak bildirilen hadis-i şerifin meali şöyledir:
(İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai]
Meşhur Cibril hadisi de, imanın ve İslam’ın şartlarını açıklıyor:
DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
Mayıs 22, 2009 at 2:11 am
Nikah şöyle kıyılır:
Nikah yapacak efendi, önce zevcenin adını, Mesela Fatıma bint-i Ahmed yazar.
Sonra zevcenin vekilini, Mesela Ali bin Zeyd yazar.
Sonra iki erkek şahidin adını yazar. Sonra zevcin adını, Mesela Ömer bin Hüseyin diye yazar.
Sonra, zevc yoksa zevcin vekilinin adını yazar.
Sonra, iki tarafa sorarak, uyuştukları mehr-i müecceli ve mehr-i muacceli yazar.
Sonra, istiğfar okur. Euzü Besmele okur.
(Elhamdü lillahillezî zevvecel ervâha bil eşbâh ve ehallennikâha ve harremessifâh. Vessalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedinillezî beyyenel-harâme vel-mubâh ve alâ Âlihi ve Eshâbi-hillezîne hüm ehlüssalâhi velfelâh) der.
EVLİLİK VE AİLE İLGİLİ KONULAR TIKLAYINIZ
Mayıs 22, 2009 at 2:06 am
Sual: Hep Allah’ın varlığını ispat eden yazıları okumakla kolayca imanın zirvesine çıkabilir miyiz?
CEVAP
O tip yazı okumakla imanın zirvesine çıkılmaz. Resulullah efendimiz, zirveye nasıl çıkılacağını bildirmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Şunları yapmak imanı zirveye çıkarır:
1- Allah’ın hükmüne karşı sabretmek
2- Kaza ve kadere rıza göstermek
3- Tam tevekkül sahibi olmak
4- Allah’a tam teslim olmak.) [Ebu Nuaym]
Şimdi bu dört maddeyi kısaca açıklayalım:
Sabır:
DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
Mayıs 22, 2009 at 1:59 am
Bazıları Allah’a inanan herkesin Cennete gideceğini sanıyor. Bu çok yanlıştır. Amentü’deki altı esastan birine inanmayanın imanı geçersizdir. Bunun için inanmak değil, doğru inanmak önemlidir. Ahirette kurtulmak, ibadetin çok olmasına değil, doğru imana bağlıdır. İhlaslı ameli az da olsa, hatta hiç ameli olmasa, zerre kadar doğru imanı olsa yine Cennete girer. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Kalbinde zerre kadar imanı olan Cehennemde kalmaz.) [Buhari, Müslim]
Dünyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek önemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe’ye gitmek için niyet edip Paris’e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe’ye varamaz.
İmanın doğru olması için gerekli şartlardan bazıları:
1- İmanda sabit olmak: Üç yıl sonra dinden çıkacağım diyen, o anda dinden çıkar.
2- Havf ve reca arasında olmak: Yani Allah’ın azabından korkup, rahmetinden ümit kesmemek.
3- Can boğaza gelmeden iman etmek: Ölürken, ahiret hallerini gördükten sonra kâfirin imanı geçerli olmaz. Fakat o anda da, müslümanın günahlardan tevbesi kabul olur.
4- Güneş batıdan doğmadan önce iman etmek: Güneş batıdan doğunca tevbe kapısı kapanır.
5- Gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir: Fakat Allah’ın bildirdiği peygamber veya evliya da bilebilir.
6- Kâfirliğe sebep olan bir şeyi kullanmamak ve söylememek gerekir: Mesela haç takmamak, şakadan da olsa, ben kâfirim dememek gerekir.
7- Dini bir hükümde şüphe etmemek: Mesela namaz farz mı, şarap haram mı diye tereddüt etmemek.
8- İtikadını İslam dininden almak: Tarihçilerin, felsefecilerin değil, Muhammed aleyhisselamın bildirdiği şekilde iman etmek gerekir.
9- Hubbi fillah, buğdi fillah üzere olmak: Sevgi ve nefreti yalnız Allah için olmak. Allah düşmanlarını sevmek, onları dost edinmek, Allah dostlarına düşman olmak küfrü gerektirir. Mesela Sokratı sevmek, imam-ı Gazali hazretlerine düşman olmak gibi.
10- Ehl-i sünnet vel cemaate uygun itikad etmek.
DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
İMAN VE İSLAM LÜTFEN TIKLAYINIZ
Mayıs 6, 2009 at 3:17 am
Belli bir mümin veya zimmi kâfirin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Gıybet, haramdır. Dinleyen, o kimseyi tanımıyorsa, gıybet olmaz.
Gıybet olunan kimse, bedeninde, nesebinde, ahlakında, işinde, sözünde, dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, hayvanında bulunan bir kusur, arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Duyunca üzüleceği bir sözü yüzüne karşı da söylemek günahtır.
Kapalı söylemek, işaret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de, hep söylemek gibi gıybettir.
DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
Mayıs 6, 2009 at 3:12 am
Her müslümanın, çocuklarına (Amentü billahi ve Melaiketihi ve Kütübihi ve Rüsulihi vel Yevmilahiri ve bil Kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel-ba’sü ba’delmevti hakkun Eşhedü en La ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü) ezberletmeli, manasını iyice öğretmelidir! Çocuk bu altı şeye inanmazsa büluğa erince müslüman değildir, mürted olur
Amentü’yü okumak ve dinlemek için tıklayınız.
Tecdid-i İman Duası
Ya Rabbi! Büluğa erdiğim andan bu ana gelinceye kadar, İslam düşmanlarına ve bid’at ehline aldanarak, edindiğim yanlış, bozuk itikadlarıma ve bid’at, fısk olan söylediklerime, dinlediklerime, gördüklerime ve işlediklerime pişman oldum, bir daha böyle yanlışları yapmamaya azm, cezm ve kasd eyledim. Peygamberlerin evveli Âdem aleyhisselam ve ahiri bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamdır. Bu iki Peygambere ve ikisi arasında gelip geçmiş Peygamberlerin hepsine iman ettim. Hepsi haktır. Bildirdikleri doğrudur.
(Âmentü billah ve bi-mâ câe min indillah, alâ murâdillah, ve âmentü bi-Resûlillah ve bi-mâ câe min indi Resûlillah alâ murâd-i Resûlillah, âmentü billâhi ve Melâiketihi ve kütübihi ve Rüsülihi velyevmil-âhiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallâhi teâlâ vel-ba’sü ba’delmevti hakkun eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh.)
Tecdidi İman ve Nikah Duası
Nikah tazelemek çok kolaydır. Hanımdan vekalet aldıktan sonra, iki şahit yanında, (Öteden beri, nikahlım olan hanımımı, onun tarafından vekaleten ve tarafımdan asaleten kendime nikah ettim) denir.
Şu duayı da okumak iyi olur:
(Allahümme inni üridü en üceddidelimane vennikaha tecdiden bi-kavli lailahe illallah Muhammedün resulullah)
Mayıs 6, 2009 at 3:08 am
Allah sevgisinin alametlerinden birisi AZ uyumaktır. Gece çok AZ, gündüz çok uyumak, hastalığa sebep olur. Az yemek bedene, AZ uyumak ruha rahatlık verir. Çok uyumak zararlıdır. Çok yiyip içen istemese de çok uyur. Az yiyip içmek ve AZ uyumak gerekir. Çok yiyen çok su içer. Çok su içen çok uyur. Çok uyuyanın ömrü uyku ile geçtiği için dünya ve ahiret kazancına mani olur. Bir hadis-I şerifte, (İşlerin hayırlısı vasat olanıdır. Din, ifrat ve tefritin ortasındadır) buyuruldu. (Beyheki)
[Vasat, orta yoldur. İfrat, normalden fazla, tefrit, normalden AZ demektir. Mesela çok uyumak ifrat, pek AZ uyumak tefrittir. Çok yiyip içmek ifrat, çok AZ yemek tefrittir.]
Uykuya düşkün murada eremez, gece dağılan nimeti göremez. Cenab-ı Hak her gece, (Dua Eden yok mu, duasını Kabul edeyim) buyurur. (Buhari)
Hadis-I şeriflerde buyuruldu ki:
(Cehennemden kaçıp, Cenneti isteyenin gözüne uyku girmez.) [İ.Mende]
(Ümmetim için en çok korktuğum şey, göbek büyüklüğü, uykuya devam, tembellik ve iman zayıflığıdır.) [Deylemi]
(En üstün amel, herkes uykuda iken gece namaz kılmaktır.) [C.Yolu]
(Yemekten sonra uyumak kalbi katılaştırır.) [İbni Mace]
(Çok uyumak, insanı ahirette fakir eder.) [Beyheki]
(Allahü teâlâ, çok uyuyanı sevmez.) [İ.Gazali]
(Sabah uykusu, acizlik, tembellik, gevşeklik ve unutkanlığa sebep olur.) [İ. Maverdi]
(Sabah namazından sonra, güneş doğana kadar uyumayın!) [Beyheki]
(Sabahları uyuyan sırt ve bel ağrılarına müptela olur.) [İ. Şarani]
(Kuşluk uykusu zamansız, kaylule faydalıdır. Akşam üstü uyumak ahmaklıktır.) [İ. Maverdi]
(Çok yiyip içene ve çok uyuyana Allahü teâlâ buğzeder.) [İ. Gazali]
(Annesi, Hazret-I Süleyman’a “Çok uyuma, çok uyku kıyamette insanı fakir bırakır” dedi.) [İbni Mace]
(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]
Hazret-I Fatıma anlatır: Sabah namazından sonra yattım. Babam, beni uyandırıp, (Kızım kalk, gafillere benzeme! Allahü teâlâ rızıkları, sabah namazının vaktinde verir) buyurdu. [Beyheki]
Allahü teâlâ, (Beni sevdiğini söyleyip de, sabaha kadar uyuyan, yalancıdır. Çünkü dost, dostla sohbet ister. Gafleti bırakıp beni anar, sohbetime kavuşur) buyurdu. (M.Name)
Sabah kalkarken
Erken yatıp erken kalkmaya çalışmalıdır! Özürsüz sabah vakti uyumak uygun değildir. Hadis-I şerifte buyuruldu ki:
(Günün evvelinde uyumak aklı azaltır, ortasında uyumak [kaylule yapmak] enbiya ve evliyanın ahlakındandır. Gündüzün sonunda uyumak tembelliktir.) [Şir’a]
(Şu dört şeye riayet edenin kendisi ve aile efradı muhtaç duruma düşmez:
1- Sabahtan önce kalkıp namaz kılmak,
2- Vakit girmeden abdest almak,
3- Ezandan önce mescide girmek,
4- Vitir namazından sonra konuşmamak.)
Her sabah kalkınca şunları yapmalıdır:
1- Kalkar kalkmaz Allahü teâlâyı anmalı!
2- Durumuna uygun şekilde giyinmeli!
3- Abdest almalı! Hep abdestli durmaya çalışmalı!
4- Namazı vaktinde ve noksansız kılmalı!
5- Rızkı Allahü teâlânın verdiğine inanıp helalden talep etmeli!
6- Allahü teâlânın taksimatına razı olmalı, verdiklerine kanaat etmeli!
7- Allahü teâlâya tam tevekkül etmek.
8- Allahü teâlânın takdirine razı olarak sabretmeli!
9- Onun verdiği bütün nimetlere şükretmeli! En büyük nimet müslüman olmaktır.
10- Helalinden kazanıp helalinden yemelidir! (T. Gafilin)
Mayıs 3, 2009 at 4:13 am
Sual: Sabrın önemi nedir? Neye sabretmek daha çok sevaptır?
CEVAP
Sabır üç çeşittir. En önemlisi günah işlememeye sabırdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Sabır üç çeşittir: 1- Belaya, musibete sabır, 2- Din bilgilerini öğrenirken ve ibadetlerini yaparken sabır, 3- Günah işlememek için sabır. Belaya sabredene 300, ibadet yapmaya sabredene 600, günah işlememeye sabredene ise, 900 derece ihsan edilir.) [Ebuşşeyh]
Musa aleyhisselam, Hızır aleyhisselama, (Ledün ilmine nasıl kavuştun?) diye sorunca, o da, (Günah işlememeye sabretmek sayesinde) diye cevap verdi.
Kur’an-ı kerimde sabrın önemi çok âyette bildiriliyor. Üç âyet meali şöyledir:
(Sabredenlere, mükafatlar hesapsız verilir.) [Zümer 10
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Mayıs 3, 2009 at 1:49 am
Sual: Oruç tutarak aç durmanın faydaları nelerdir?
CEVAP
Oruç tutmak başka, aç durmak başkadır. Aç durmanın faydaları:
1- Aç duranın basireti açılır. Anlayış kabiliyeti artar. Hadis-i şerifte, (Aç duranın idraki artar, zekası açılır) ve (Tefekkür, ibadetin yarısı, az yemek ise tamamıdır) buyuruldu. (İ. Gazali)
Çok yiyen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçer. Çok yiyenin zekası ve zihni dumura uğrar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çok yiyip içeni Allahü teâlâ sevmez.) [İ.Gazali]
2- Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadis-i şerifte, (Az yiyenin içi nurla dolar) ve (Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mümini sever) buyuruldu. (Deylemi)
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Nisan 29, 2009 at 10:49 am
Bir okuyucu, ateist bir bayanın şu görüşlerini yazmış:
“İnsanın et yemeye gereksinimi [ihtiyacı] vardır. İslam dini domuzu yasaklamakla bizi bu gıdadan yoksun ediyor.
Ateistin tesettürü, D vitaminine engel gibi göstermesi de çok gülünçtür. Soğuk ülkelerde yaşayan insanlar ister istemez kapalı geziyorlar. D vitamini alamadıkları için hasta mı oluyorlar? İslam ülkelerindeki tesettürlü bayanlar, kapandıkları için, raşitizm hastası mı oluyorlar?
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Nisan 23, 2009 at 6:30 am
(Kurban kesemeyen kimse hac günlerinde 3, memleketine döndüğü zaman 7 olmak üzere oruç tutar ki hepsi tam 10 gündür.) [Bekara 196]
Devamı için tıklayınız
Nisan 21, 2009 at 1:18 am
Neden bahsederse bahsetsin, Kur’an-ı kerimin her âyeti, her harfi şifadır.
Hadis-i şerifte, (İlaçların en iyisi Kur’an-ı kerimdir) buyuruldu. (İbni Mace)
devamı için lütfen tıklayınız
Nisan 21, 2009 at 1:13 am
(İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai]
Hazret-i Ömer anlatır:
Bir gün, Resulullahın yanında oturuyorduk. Tanımadığımız bir adam gelip sordu:
- İslam ne demektir ya Resulallah?
- Kelime-i şehadet söylemek, her gün beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oruç tutmak, zekat vermek ve gücü yeterse Hacca gitmek.
Nisan 15, 2009 at 3:02 am
Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, gücü yetene farzdır. Her gücü yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Â. İmran 104]
DETAY İÇİN TIKLAYINIZ
Nisan 15, 2009 at 2:51 am
HAC REHBERİ İÇİN TIKLAYINIZ
Sual: Hac vakti ne zamandır?
CEVAP
Hac vakti, arefe ve bayram günleri olmak üzere, beş gündür
Sual: Hacda 15 günden fazla kalan, mukim olup kendisine kurban kesmesi vacip olacağı için, bayram kurbanını kestirmek üzere telefonla Türkiye’deki bir yakınına vekalet verip kestirebilir mi?
CEVAP
Bayram kurbanını vekaleten Türkiye’de kestirmesi caizdir.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Nisan 14, 2009 at 1:29 am
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bir şeyi tanımak için, ilmin ve görmenin dışında, tatmak, koklamak ya da dokunmak lazım. Eğer dünyanın kokusu olsaydı, koklayan âşıkları ancak ölüm zamanında ayılırdı.
Ramazan-ı şerifte bir sayfa Kur’an-ı kerim okuyana, 100 nafile hac sevabı vardır.
Son nefeste, “Allah” yerine “kurtar doktor” demek, iflas ettiğine alamettir.
İnsan ya aklına, ya nefsine, ya şeytana ya da İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir büyüğe teslim olur. Büyüklere teslim olup, kurtulmalı. Teslim olundu mu, akla uymak olmaz. Ya gemiye binmemeli, ya da binince kaptana teslim olmalı!
Bu dünyada aldanan olalım, aldatan değil. Ben haklıyım demeyelim, ben haksızım diyelim. Ben haklıyım diye ahirete bırakırsak, haksız çıkabiliriz. Bu dünyada herkesle helalleşelim. Sen haklısın diyerek rahat edelim. Sakın işimizi ahirete bırakmayalım. Bir kimse Peygamberlerin ibadetini yapsa, helalleşmek veya ödemek suretiyle kul hakkından kurtulmadıkça, Cennete giremez.
Dinli dinsiz herkese, hep iyilik edelim. Hiç iyilik edemezsek, güler yüzlü, tatlı sözlü olalım. Tatlı dil, güler yüz; hem bizi koruyan, hem de düşmanımıza dahi zarar vermeyen, aksine onu ferahlandıran çok güzel bir huydur.
Bir yerde olan, hakiki bir âlime uyan, her yere kavuşur. Her yerde olan, hepsinden faydalanayım diyense dağılır, kaybolur gider.
Şu üç özellik büyükler tarafından çok beğenilir:
1- Namazı aksatmamak,
2- Anne duası almak,
3- Merhametli ve cömert olmak.
Merhamet cömertlikten, cömertlik de doğuştan gelir.
Bir kimsenin gelip bir arkadaşını şikâyet etmesi, büyüklerin en sevmediği şeylerden birisidir.
Peygamber efendimiz Miracda ümmetim dediği için, küfre düşmemiş olan bid’at ehli de Cehenneme girip daha sonra Cennete girecekler.
Bu dünya ahiretin tarlasıdır. Bir şey ekmeli ki, öbür tarafta biçilebilsin. Eğer bu tarlaya verilen tohum ekilmezse, tohum yenir veya zayi edilirse, ahirette bir şey elde edilemez, bir şey biçilemez, bir şey toplanamaz. Bu dünya tarladır. Tohum nedir? Allahü teâlânın verdiği ilim, mal, kuvvet, sıhhat, iman, ihlâstır. Boşa harcamayıp bunları bu tarlaya eken, ahirette bire bin, yüz bin, beş yüz bin, artık ne kadar lütuf verilirse, o oranda biçecektir.
Nisan 9, 2009 at 4:08 am
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Hakiki bayram, dört beş yerde imtihanı verdikten sonra ahirette olacaktır. Bir tanesi ölüm hâlidir. Peygamber efendimiz yemin ederek buyuruyor ki:
(Bir mümin ömrü boyunca Cennetlik amel işler ve artık Cennete girmesine bir zra, yani 40–50 santim kalmıştır. Orda bir yanlış iş yapar, Cehenneme gider. Bir kâfir, 80 yıl küfür eder, 80 yıl isyan eder, artık onun Cehenneme girmesine bir zra kalmıştır. O da tevbe edip kelime-i şehadet getirir, hiç günahsız Cennete gider.)
O halde, Aşere-i mübeşşere hariç hiç kimse, son nefesten emin olamaz. Daima uyanık olmalı, dikkatli olmalı. İmanı, başın üzerinde kaçacak kuş gibi bilip, kaçmaması için dikkatli olmalı.
İkincisi kabir halidir. O kabirde sualler var, şaşırmak var, Allahü teâlâ muhafaza etsin! Hangi amellerle baş başa kalacağız, ona hazırlanmalı. Mahşer var, güneş bir mızrak boyu alçalacak. Gerçi müjdeler var. Müminler için bu iki rekât namaz kılmak kadar olacak. Gölgelerin altında olacak; ama bu müjdeler imanla gidebilenler içindir.
Sırat köprüsü var. Kolay değil, orada yedi tane sual var. Peygamber efendimiz buyuruyor ki, yedinci sualden peygamberler dahi korkmuştur. Bu yedi sual, iman ve ehl-i sünnet itikadı, oruç, namaz, hac, zekât, gusül abdesti almak. Yedincisi de kul hakkı. Bu kul hakkından hepimiz çok korkacağız. Bir adama sert bakmak dahi kul hakkıdır. Peygamber efendimiz, mübarek başıyla değil bütün vücuduyla dönerdi ki, kulun kalbi kırılmasın diye. Niye bana böyle baktı demesin diye.
İşte bütün bu sualleri aştıktan sonra, hakiki bayram var. Bu kadar tehlikeli, bu kadar korkulu olan hesaptan, kitaptan, azaptan korkuyorsak, bunun bir çaresi var:
(Bu hesabı rahat ve kolay verecek olanlarla beraber olmak.)
Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri divanında buyuruyor ki:
(Allah’ın dergâhında, ehil ve naehil beraberdir.)
Yani Allah’ın dergâhından içeri girmeye layık birisi varsa, Allahü teâlâ, (Onlar benim sevdiğim bir kulumla beraberse, hepsini içeriye alın) buyurur. Biz oraya layık olmasak da, hesaptan sonra doğru Cennete…
Dolayısıyla, Rabbimiz iyilerle beraber eylesin. Başka türlü kurtulmamız zordur.
Nisan 9, 2009 at 4:05 am
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Dünyada en faydalı ilaç, maddi ve manevi bakımdan eşi bulunmayan tek ilaç, Kur’an-ı kerimdir. Bilinen bilinmeyen, görünen görünmeyen, maddi manevi her hastalığın, her derdin devası, şifası Kur’an-ı kerimdir. Kur’an-ı kerimin her bir harfi, yüz bin derde, yüz bin şifadır.
Müslümana niye bela geliyor? Bunun çeşitli cevabı var. İkisi şöyle:
1- Günahkâr Müslümanların günahlarına karşılık olarak bela verir. Bir Müslümana ne kadar çok bela geliyorsa, ne kadar çok sıkıntı geliyorsa, bu demektir ki, ahirette ona dokunulmayacak, ona hesap sorulmayacak. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Ümmetimin cezası dünyada verilir.)
2- Enbiyaya, evliyaya da çok bela gelir. Bunlara niye gelir? Allahü teâlâ bunlara bir derece, bir makam vereceği zaman bela verir.
Mesela, Yusuf aleyhisselam kuyuya atılmasaydı, o yüksek dereceye ulaşamazdı. Onun için Allahü teâlânın gönderdiklerine razı olmak lazım.
Çok insanın Allah demesi, Allahü teâlâ için değildir. Onlar kafasındaki şeye Allah diyor. Hayallerindeki tanrı adına ahkâm kesiyorlar. Allah’ın değil, kendi isteklerinin peşindeler. Allahü teâlâ, Habibini tanımadan kendisine yapılan ameli de, imanı da kabul etmez. Allahü teâlâ, Habibimi geçerek, arada o olmadan bana gelmeyin, onsuz olan hiçbir şeyi kabul etmem buyuruyor.
Allahü teâlâ kendisine kavuşturacak her kapıyı kapatmış, tek kapıyı açık bırakmıştır. Bu tek kapı, Peygamber efendimizin mübarek kalbidir. Peygamberler dâhil herkes bu kapıdan geçmedikçe Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz.
Evliyanın zahiri [dış görünüşü] cahilin zehiridir. Cahil, bâtından haberi olmadığı için zahire bakar. Evliyaya, akılla, gözle kulakla giden helak olur. Müşrikler de böyle yapmışlardı. Ebu Cehil, Muhammed aleyhisselama Ebu Talibin yetimi gözüyle baktı. Ebu Bekr-i Sıddîk, âlemlerin Rabbinin Habibi gözüyle baktı. Ona her şeyini feda etti, her sözüne, (O söylüyorsa doğrudur) diyerek tam inandı, sıddîk oldu. Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Onun için birisi Ebu Cehil oldu, diğeri Ebu Bekr-i Sıddîk oldu. Bu, nasip meselesidir.
Mıknatıs molozu çekmez, içinde cevher olanı çeker. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları, mıknatıs gibidir. Kalbinde cevher olanı çeker. Kalbinde saman çöpü olanı çekmez. Büyükleri de, molozlar sevmez. İçinde cevher olanlar sever.
Nisan 9, 2009 at 4:02 am
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Allahü teâlâ tevbe istiğfar edeni muhakkak affeder. Kim istiğfar ederse, muhakkak kabul olur. Nasr suresinde mealen, (Rabbine istiğfar et, o muhakkak tevbeleri çok kabul edendir) buyuruyor. Hud suresinde de mealen, (İstiğfar okuyun, imdadınıza yetişirim) buyuruyor. Tevbe edelim. Allahü teâlâ, tevbe edenin tevbesini kabul eder. Peygamber efendimize birisi gelip dedi ki, ben bir günah işledim, tevbe ettim, Allahü teâlâ tevbemi kabul etti mi? Peygamberimiz, etti buyurdu. Adamcağız, peki tekrar günah işledim, tekrar tevbe ettim yine kabul etti mi dedi. Peygamberimiz tekrar, etti buyurdu. O zat tekrar sorunca, Peygamber efendimiz; (Boşuna nefesini tüketme, kıyamete kadar da bu sürse, sen tevbe ettikçe Allahü teâlâ seni affeder) buyurdu.
*Her namazdan sonra on bir İhlâs okumayı ihmal etmemeli. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Üç şey kendisinde bulunan kimse, Cennete dilediği kapıdan girecektir: Kul hakkını ödeyen, her namazdan sonra on bir defa İhlâs suresini okuyan, katilini affederek ölen.)
*İman varsa, her şey var demektir; iman yoksa hiç bir şey yoktur. İman hayattır, candır. Beden topraktan var oldu, tekrar toprak olacaktır. Bedene can veren imandır. Büyük zatlar, imansız bedeni seyyar kabre benzetmişlerdir.
*Ehl-i sünnet itikadını yaymak kimlere nasip olmuşsa, çok şükretsinler, hâllerini bozmasınlar. Allahü teâlâ elimizden alır, başka diyarlara, başka kullarına verir diye çok korksunlar. Bu bir rahmet bulutudur. Gezer, kim ve neresi layıksa oraya rahmetini bırakır. İtaatsiz hizmet olursa, fitne olur. Hizmetin itaate uygun olmasının bereketi vardır.
*Edepli insanın ömrü artar.
* Müslümanın hedefi sonsuza olmalıdır.
*Müminin neşesi yüzündedir. Asık suratlı olmak ona yakışmaz.
*Müslüman, almak için değil vermek için uğraşır; çünkü Müslüman için dünya, alma değil, verme yeridir. Almak ahirettedir.
*Namaz, Müslümanın sermayesidir. Bunun hesabı verildi mi, gerisi kolay olur.
*Sadaka verip, çok iyilik yapmalı. Sadaka ömrü uzatır, kazayı, belayı, hastalığı savar.
*İnsanlar üç kısımdır:
1- Gıda gibi olanlar, her zaman gerekir.
2- İlaç gibi olanlar, bazen gerekir.
3- Hastalık gibi olanlar. Bunlar gerekmezse de, gelip musallat olur. Bunlardan kurtulmak için, müdara etmek gerekir.
Nisan 6, 2009 at 6:22 am
Bu göz çok iyidir; ama çok da yanıltıcıdır. Birçok insanın Müslüman olamamasının sebebi bu gözdür. Gözüne inanan, mübarek bir zatın kıyafetine, mesleğine bakarak yanılır, onu dinlemez ve istifade edemez. Baştaki göze değil, kalbdeki göze tâbi olmak lazımdır. Kalbdeki göz, doğruyu-yanlışı ayırır, kimin sevilip kimin sevilmeyeceğini bilir. Hakkı hak, bâtılı bâtıl bilir.
Hiç kimsenin mesleğine veya kıyafetine bakarak karar verilmez, işin kaynağına bakılır, naklettiği bilgiyi nerden aldığına bakılır. Bedenin gıdasını iyi seçtiğimiz gibi, ruhun gıdasını da iyi seçmeye mecburuz. Bedene bozuk gıda alan dünyasını yıkar, fakat ruhuna bozuk gıda alan ahiretini mahveder. Pis borudan şifa gelmez. Suyun kaynağı da, geçtiği yolu da temiz olmalıdır. Peygamber efendimize, Hazret-i Ebu Bekrin gözüyle bakanlarla, Ebu cehlin gözüyle bakanlar elbette farklıdır. Eğer insan bu zatlara, bu gözle bakarsa kör olur. Eğer mübarek bir zat diye bakarsa kalb gözü açılır. Eğer Allahü teâlâ bir kuluna hidayet nasip etmişse, ona ehl-i sünnet itikadını vermişse, ona sevgili bir kulunu tanıtmışsa, o bu gözle olmaz. Bu kalb gözüyle olur. Böyleyse, kalb gözü açılmıştır. Kalb gözü, hakkı bâtıldan ayırmak içindir, uçmak uçurmak için değildir, bunu iyi anlamak lazım. Ümmetine öğretmek için, (Ya Rabbi bana hakkı hak, bâtılı bâtıl göster) buyuruyor.
Bir gün bir mübarek zata sormuşlar, siz hocanızdan ne öğrendiniz ki hep ondan bahsediyorsunuz? O zat da, ben hocamdan kim sevilir, kim sevilmez onu öğrendim, bu da bana yetti buyurmuş. Bir kişi, hakka bâtıl, bâtıla da hak diye sarılırsa mahvolur. Peygamber efendimiz, ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, yetmiş ikisi bozulacak ancak biri doğru yolda kalacak buyurmuşlardır. Bu yetmiş iki fırka, Cehennem ateşine girecektir, itikat bozukluğu olduğu için Cehenneme gidecektir. Ateş bu pisliğin temizlenmesi içindir; fakat Peygamber efendimiz ümmetim dediği için, bunlar daha sonra Cennete girecektir. Kimsenin tek başına doğruyu bulması mümkün değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri gibi, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumalıdır.
* Büyüklerin yolunda olana feyz vardır. Dünyanın neresinde olursa olsun istifade eder. Ancak iki kişi feyz alamaz. Biri inciten, diğeri inkâr eden… İncitmek itiraz etmekle, inkâr da reddetmekle olur. İnkâr eden mahrum kalır. İncitmedikten ve inkâr etmedikten sonra istifade eder.
* Dinimize uymak, emirleri yapıp yasaklardan sakınmak için ilim şarttır, ama doğru kaynaktan.
* Kimler dünyada birbirini severse, birlikte olursa, ahirette de birlikte olacaklardır.
* Allah demek ferahlık verir. Velev ki inanmayan da olsa!
* Kim kendini severse, başkaları onu sevemez
Nisan 6, 2009 at 6:18 am
ÇEŞİTLİ DUALAR TIKLAYINIZ
Sual: İsm-i a’zam duası hangisidir?
CEVAP
İsm-i a’zam, Kur’an-ı kerimdedir. Hangi âyetler olduğu belli değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İsm-i a’zam ile edilen dua kabul olur ve dileği yerine gelir.) [İbni Mace] [Şir’a]
(İsm-i a’zam şu üç surededir: Bekara, Âl-i İmrân ve Tâhâ.) [İbni Mace]
(Başına dert ve bela gelen, Yunus Peygamberin duasını [La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzâlimin] okusun! Allahü teâlâ, onu muhakkak kurtarır.) [Tirmizi]
(İsm-i azam, “Ve ilahüküm ilahün vahid, la ilahe illa hüverrahmanürrahim” âyeti ile “Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum” âyeti içindedir.) [Tirmizi] [Bekara 162. ve Al-i İmran 2. âyetleridir.]
(“Allahümme bismikel a’zam ve rıdvânikel ekber” duasına devam edin; çünkü bu, esma-i hüsnadandır.) [Taberani]
(Ya Rabbi, ya Rabbi diyene Allahü teâlâ, “İste kulum, istediğini vereyim” buyurur.) [Deylemi]
(Kabul olması için duayı ihlas ile yapmalı, yiyip içtiği ve giydiği helalden olmalı, odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı dua kabul olmaz.) [Tergibüs-salât][Nesai]
(Resulullah, duanın kabul olmasına sebep olan ism-i a’zamı biliyor musun?) buyurdu. Ben de bilmediğimi söyleyince, (Ya Âişe onu öğretmek ve onunla dünya için bir şey istemek uygun olmaz) buyurdu. Kalkıp abdest alıp iki rekat namaz kılarak, (Allahümme inni edukellah ve edukerrahman ve edukelberrerrahim ve eduke biesmaikelhusna külleha ma âlimetü minha ve ma lem âlem entağfireli ve terhameni) duasını okudum. Gülümseyerek (İsm-i azam, okuduğun duanın içindedir) buyurdu. (İbni Mace)
(Ya zelcelali vel-ikram) diyen birine, (Allah’tan ne istersen iste, kabul olur) buyurdu. (Tirmizi)
(“La ilahe illallahü vallahü ekber, la ilahe illallahü vahdehü lâ şerike leh, lehül mülkü velehül hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadir, la ilahe illallahü velâ havle velâ kuvvete illâ billah” diye dua eden, her dileğine kavuşur.) [Taberani]
(Allahümme inni es’elüke bi-enni eşhedü enneke entellahü lâilâhe illâ entel-ahadüs-samadül-lezi lem yelid ve lem yuled ve lem yeküllehü küfüven ehad) diye dua eden bir zata, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Allah’ın ism-i a’zamı ile dua ettin. Böyle dua edilince, Allahü teâlâ kabul eder.) [Tirmizi]
DİNİMİZ İSLAM.COM
(Allahü teâlânın Esma-i hüsnası ile dua edilirse, kabul olur.)
Peygamber efendimiz ism-i a’zam hakkında bazı işaretler bildirmiştir:
(“Ya bedi’assemâvâti vel erdı, ya zel-celâli vel-ikram” diye dua edenin duası kabul olur.) [Tirmizi]
Peygamber efendimiz dua ederken, “Ya hayyu ya kayyum” derdi. (Tirmizi)
(Allahümme inni es’elüke bi-enne lekel-hamdü la ilahe illâ ente ya hannân ya mennân ya zel-celâli vel-ikrâm) diye dua eden zata da buyurdu ki: (Allah’ın ism-i a’zamı ile dua ettin. Böyle dua edilince, Allahü teâlâ o duayı kabul eder.)
Hazret-i Âişe validemiz anlatır:
Nisan 1, 2009 at 3:17 am
Gelmişiz dünyaya elde olmadan,
Elde olmadan da gideceğiz biz.
Kimi elli, kimi otuz dolmadan,
Ecel gelir gelmez öleceğiz biz.
Dünya bir tarladır, eken biçecek,
Herkes bu diyardan elbet göçecek,
Ecel şerbetini bir gün içecek,
Ne ekmişsek onu biçeceğiz biz.
Boşa gün geçirme, nerede deden?
Hakikati öğren henüz ölmeden,
Hakkı inkâr eden ağlar gülmeden,
Haramı helâli bileceğiz biz.
Hepsini sorarlar günü gelince,
Adım atmış mısın yerli yerince,
Amel defterini inceden ince,
Tutan melekleri göreceğiz biz.
ÖLÜM VE AHİRET TIKLAYINIZ
ÖLÜM LİNKLER TIKLAYINIZ
Nisan 1, 2009 at 3:10 am
Sual: (Kırk hadis ezberleyen Cennete girer) diye bir hadis var mıdır?
CEVAP
Sadece kırk hadisi hatta Kur’an-ı kerimi ezberleyen Cennete girmez. Hadisleri bizim anlamamız zordur. Bir kâfir de 40 hadis ezberleyebilir, bid’at ehli de ezberleyebilir. Başka bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın şu 99 esma-i hüsnasını ihsâ eden, Cennete girer, sonsuz saadete ulaşır) [Buhari] [İhsa etmek, bu 99 ismi manaları ile birlikte ezberleyip amel etmek demektir. Böyle yapan Cennete girer.)
Kırk hadis ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
([Yazılı halde] Kırk hadis bırakarak vefat eden Cennette arkadaşımdır.) [Deylemi]
(Allahü teâlânın rızası için, helâli ve haramı açıklayan, kırk hadisi ümmetime bildiren, âlim olarak haşr olur.) [Ebu Nuaym]
(Ümmetimin din işlerinde faydalı kırk hadis ezberleyen, âlimlerle haşr olur.) [Taberani]
(Allahü teâlânın kendisine mağfiret etmesi ümidi ile, benden kırk hadis yazana, Allahü teâlâ rahmet edip şehid mertebesi verir.) [İbni Cevzi]
(Ümmetime iletmek üzere kırk hadis ezberleyene şefaat ederim.) [İbni Adiy]
Cennete girmek için birinci şart, doğru iman sahibi olmaktır. İmanın altı esasına inanmak şarttır. Birine bile inanmayan Müslüman olamaz ve Cennete giremez. Bundan sonra haramlardan kaçıp farzları yapmak gerekir. Farz ve haramları hadis-i şeriflerden değil, ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamasından öğrenmek lazımdır. Ondan sonra, kendisinin de amel ettiği, haram ve helali bildiren kırk hadisi Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklaması ile birlikte yazarak CD’ye kasete falan alarak veya başka yollarla başkalarına ulaştıran kimse Cennete girer. Aşağıdaki hadis-i şeriflerde bildirilen Müslümanlar da yukarıda bildirilen şartlar dahilinde ancak Cennete girer. Sadece aşağıdakileri yapmakla girmez:
(İki çene arası ile iki bacak arasını koruyan Cennete girer.)
[Haraiti]
(Allahü teâlânın verdiği rızka kanaat eden Cennete girer.) [Dare Kutni]
(Allahü teâlânın verdiğine razı olan Cennete girer.) [Deylemi]
(Kadın, eşine eziyet etmezse, sırf namazları yüzünden Cennete girer.) [Hâkim]
(Kul doğru ise, ihsan sahibi olur. İhsan sahibi olunca da imanı kemale erer. İmanı kemale erince de Cennete girer.) [İ.Ahmed]
(İstemeyen hariç, ümmetimin hepsi Cennete girer. Bana itaat eden Cennete girmeyi istiyor demektir, isyan eden ise istemiyor demektir.) [Buhari]
(İlim öğrenen, kocasına itaat eden kadın, ana babasına iyilik eden evlat, peygamberlerle beraber hesap görmeden Cennete girerler.) [İ. Rafii]
(Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan Cennete girecektir.) [Nesai, İbni Hibban]
(Farz olduğunu bilerek, beş vakit farz namaza rükû, secde, abdest ve vakitlerine riayet ederek devam eden kimse Cennete girer.)
[Taberani]
(Ramazan orucunu tutan Cennete girer.) [Deylemi]
(Oruçlu iken ölen Cennete girer.)
[Bezzar]
(Bir Müslüman kardeşinin hacetini gördükten sonra ölen Cennete girer.)
[Ebu Ya’la]
(Yemek yediren ve selamı yayan Cennete girer.) [Tirmizi, Taberani]
(Kocası kendisinden hoşnut olarak ölen kadın, Cennete girer.) [İbni Mace]
(Kadın, kocasına eziyet etmeyip namazlarını kılsa Cennete girer.) [İbni Mace]
(Cana kıymayan, haram yemeyen, zina etmeyen ve içki içmeyen Cennete girer.) [Bezzar]
(Helal yiyen, sünnete uyan ve şerrinden emin olunan kimse Cennete girer.) [Tirmizi]
(Sünnete sarılan Cennete girer.) [Dare Kutni]
(Allahü teâlâdan başka bir ilah olmadığını bilerek vefat eden Cennete girer.) [Müslim] (İmanın altı esasından birine inanmayan, tek ilaha inansa da Cennete giremez.)
(İpten kopup kaçan deve gibi Allah’tan kaçan hariç, herkes Cennete girer.)
[Taberani] (Allah’ın bildirdiği dine, Müslümanlığa veya imanın altı şartından birine inanmayan, beğenmeyen, ibadet etmeyen veya haram işleyen kimse, Allah’tan kaçıyor demektir.)
(İhlasla, Rabbim Allah, dinim İslam ve peygamberim Muhammed aleyhisselamdır diyen Cennete girer.) [İ. Ahmed] (Muhammed aleyhisselama inanmak demek, onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.)
(İhlas ile Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü diyen Cennete girer.) [Taberani]
(Sabah ve akşam, ”Allahümme ente rabbi lailahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve vadike mestetatü euzü bike min şerri ma sanatü ebuü leke bi-nimetike aleyye ve ebuü bi zenbi fağfirli zünubi feinnehü la yağfirüzzünübe illa ente. La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez-zâlimin) diyen, o günü veya gecesi ölürse Cennete girer.) [Tirmizi]
(Cennete ancak Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim]
(Aşkını gizleyip, namusunu koruyarak sabreden, Cennete girer.) [İbni Asakir]
(Cenaze namazında, üç saf cemaat bulunan kimse Cennete girer.) [Tirmizi]
(Günahlarını hatırlayıp ağlayan, hesap görmeden Cennete girer.) [İ.Gazali]
(Cennete ancak temiz olanlar girer.) [Deylemi]
(İki kız evladına güzel muamele eden Cennete girer.) [İbni Mace]
(İnsanları affedenler, hesaba çekilmeden Cennete girer.) [İ. Ebiddünya]
(Yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” diyen kimse Cennete girer.) [İbni Asakir]
(Zinadan korunan Cennete girer.) [Beyheki]
(Üç, hatta bir çocuğu ölen Cennete girer.)
[Taberani]
(Her hâl-ü kârda Allah’a şükredenler Cennete girer.) [İ.Gazali]
(Tartışmayan, kimseyi incitmeyen Cennete girer.) [Tirmizi]
(Bir insanın hidayetine sebep olan Cennete girer.) [Buhari]
Kırk tane hadis-i şerif
Sual: Yoruma ihtiyaç duyulmayan kırk hadis ezberleyip ve onunla amel ettikten sonra, mail ile falan arkadaşlara göndermenin iyi olduğunu söylediniz. Kolayca anlaşılabilen ve ihtiyaç duyulan kırk hadis yazar mısınız?
CEVAP
Hemen her hadis-i şerif açıklamayı gerektirir. Onun için hadis-i şerifleri şerh kitaplarından almak gerekir. Yine de biraz açıklama gerektiren hadis-i şeriflerden kırk tanesinin meali şöyledir:
(Acele eden hata eder.) [Beyheki]
(Gülerek günah işleyen, ağlayarak Cehenneme gider.) [Ebu Nuaym]
(Affedin ki affa kavuşasınız!) [İ.Ahmed]
(Cennete cömertler girer.) [Ebuşşeyh]
(Âlimim diyen cahildir.) [Taberani]
(Bilmeden fetva verene, melekler lanet eder.) [İ. Lal]
(İstiğfara devam eden, ummadığı yerden rızıklanır.) [İbni Mace]
(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]
(Helal kazanmak için sıkıntı çekene, Cennet vacip olur.) [İ.Gazali]
(Dünya, ahiretin tarlasıdır.) [Deylemi]
(Din, güzel ahlaktır.) [Deylemi]
(En iyiniz, ahlakı en güzel olanınızdır.) [Buhari]
(İyi geçinmek aklın başıdır.) [Beyheki]
(Namus gayreti imandandır.)
[Deylemi]
(Onun bunun karısını kızını ayartan bizden değildir.) [İ.Ahmed]
(Namuslu olun ki, kadınlarınız da iffetli olsun!) [Taberani]
(Allah korkusu, her hikmetin başıdır.)
[Taberani]
(Her iyilik sadakadır.) [Tirmizi]
(Yumuşak davranmayan hayır yapmamış olur.) [Müslim]
(İmanı olmayan Cennete girmez.) [Tirmizi]
(Cennete sadece Müslüman olan girer.)
[Buhari]
(Mümini sevindireni Allahü teâlâ sevindirir.) [İbni Mübarek]
(Hediye, dostluğu artırır, düşmanlığı giderir.) [Taberani]
(İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.) [Bezzar]
(İstişare, pişmanlığa karşı kaledir.) [İ.Maverdi]
(Kendi düşüncenize göre hareket etmeyin!) [Taberani]
(Din kardeşine itiraz etme.) [Tirmizi]
(Kendini beğenen helak olur.) [Buhari]
(Veren el, alan elden üstündür.) [Buhari]
(Hayra vesilen olan onu yapan gibidir.) [Tirmizi]
(Ancak ihlaslı amel makbuldür.) [Nesai]
(En üstün cihad, nefsle yapılandır.) [İbni Neccar]
(En üstün sadaka, ilim öğrenip öğretmektir.)
[İbni Mace]
(En üstün ibadet, fıkıhtır.) [Taberani]
(Namaz dinin direğidir.) [Beyheki]
(Oruç tutun, sıhhat bulun.) [Taberani]
(Tebessüm etmek sadakadır.)
[C. Sagir]
(Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize bakın.)
[Hakim]
(Dilini tutan kurtuldu.) [Tirmizi]
(Dua müminin silahıdır.) [İ. Ebiddünya]
Mart 30, 2009 at 4:55 am
İnsan, birçok bakımdan başka hayvanlara, hatta bazı sıfatları bitkilere ve cansız maddelere benzer ise de, insanı hayvandan ayıran, belli hususi insanlık sıfatları vardır. İnsana insanlık şerefi, bu özelliklerinden gelmektedir. Bu özellik, ruhun idrak yani kavrama, düşünme kuvvetidir. İyi huyları kötülerinden, iyi işleri fenalarından ayıran, bu kuvvettir. Allahü teâlâ, bu özelliği insana verdi ki, bununla yaratanını anlasın. Kalb ve ruh, bu kuvveti ile, yerleri, gökleri inceleyerek, Allahü teâlânın varlığını ve yüksek sıfatlarını anlar. Sonra, emirlerine ve yasaklarına, yani İslamiyet’e uyarak dünya ve ahiret saadetine kavuşur, felaketlerden kurtulur. Zariyat suresinin 56. âyetinde mealen; (İnsanları ve cinni, bana ibadet etmeleri için yarattım) buyuruldu.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Mart 27, 2009 at 2:18 am
Dil, insanın gönlünün, gönül ise ruhun, ruh da, insanın hakikatinin aynasıdır. Dil, iki tarafı keskin bir bıçak gibidir. İnsana zarar, dilinden gelir ve dil, insanı aziz ettiği gibi, zelil de eder. Bunun için Peygamber efendimiz; (Ya hayr söyle, ya sükut et, sus) buyurmuşlardır.
DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKAYINIZ
Mart 27, 2009 at 2:15 am
Sual: Hak sahibi ölmüşse veya sağ ise kul hakkından nasıl kurtuluruz?
CEVAP
Kul hakkı beş türlüdür:
1- Mali [Parasal]
2- Nefsi [hayati yönden]
3- Irzi [Haysiyetle ilgili]
4- Mahremi [Namusla ilgili]
5- Dini.
1- Mali olan kul hakları:
Hırsızlık, gasp, aldatarak, yalan söyleyerek mal satmak, sahte para vermek, başkasının malına zarar vermek, yalancı şahitlik, rüşvet almak gibi.
Bu haklar için sahibi ile helalleşmek gerekir. Dünyada helalleşmezse, ahirette sevapları ona verilerek helalleştirilecektir. Mal sahibi ölmüş ise, vârisine ödenir. Vârisi yoksa veya mal sahibi bilinmiyorsa, salih bir fakire hediye olarak verilip, sevabı sahibine gönderilir. Salih fakir yoksa, İslamiyet’e hizmet eden hayır kurumlarına, vakıflara verilir. Kendi salih akrabasına, fakir olan ana babalarına, çocuklarına hediye olarak vermesi de, caiz olur. Bunları yapmak imkanını bulamazsa, mal sahibinin ve kendisinin af olunmaları için dua eder. Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir. Gönlü alınmazsa, ahirette af olunması, çok güç olur.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ LÜTFEN
Mart 27, 2009 at 2:11 am
Allah dostlarından
Muhammed bin İsmâil
rahmetullahi aleyh
hazretlerine, bazı gençler;
Efendim, bize nasihat eder misiniz,
dediler.
Mübarek zat;
Gıybet yapanı dinlemeyin!
Hattâ susturun!
Çünkü
(Gıybet günahı)
(Zinâ günahından)
daha büyüktür.
buyurdu.
Şaşırdılar:
Zina’dan mı büyük efendim?
Evet.
Peki, nasıl susturacağız
Açıkça
(Sus! Gıybet yapma!)
diyeceksiniz.
Bu, çok zor efendim.
Evet zor.
Ama mükâfatı çok büyük.
Zira böyle yapan müslümana
(Yüz şehid sevabı)
verilecek.
Öyle mi hocam?
Evet.
Peygamber Efendimiz
sallallahü aleyhi ve sellem
öyle buyuruyor.
Belli bir mümin veya zimmi kâfirin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Gıybet, haramdır. Dinleyen, o kimseyi tanımıyorsa, gıybet olmaz.
Gıybet olunan kimse, bedeninde, nesebinde, ahlakında, işinde, sözünde, dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, hayvanında bulunan bir kusur, arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Duyunca üzüleceği bir sözü yüzüne karşı da söylemek günahtır.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Mart 20, 2009 at 1:47 am
Fetva, bir hususun dine uygun olup olmadığını, hangi fıkıh kitabının neresinden alındığını bildiren hüküm demektir. Mehazını göstermeden caiz veya caiz değil demek fetva olmaz.
Fetva veren Müftinin müctehid olması gerekir. Müctehid olmayan kimse müfti yapılırsa, bunun müctehidlerin bildirdiklerini okuyup, öğrenerek bunları söylemesi gerekir. (İbni Hümam)
Müctehid olmayan kimse bir hadis işitince, bu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Mezhebindeki müctehidlerin verdiği fetva ile amel etmesi gerekir. (Kifaye)
devamı için lütfen tıklayınız
Mart 20, 2009 at 1:36 am
Yemin, yalnız Allahü teâlânın isimlerini söylemekle olur. Vallahi, billahi, tallahi gibi.
Kur’an, Peygamber, Kâbe için demekle yemin olmaz. Fakat âdet olduğu için Mushaf hakkı için demek veya elini Mushafa koyarak bunun hakkı için demek yemin olur. (Kur’an çarpsın) demek, Allah şahidim olsun demek yemin olur.
Kalben vallahi dense, yemin sahih olmaz. Dil ile söylemek gerekir.
devamı var lütfen tıklayınız
Mart 20, 2009 at 1:31 am
Kendi arzusuyla namazdan çıkmak, İmam-ı a’zama göre farzdır. İmameyne göre, farz değil vacibdir. Bir kimse namazın sonunda teşehhüd miktarı oturduktan sonra kasten namaza aykırı bir iş yapsa, mesela kahkahayla gülse, konuşsa, yiyip içse namazı sahih olur; fakat elinde olmadan abdesti bozulsa, bu durumda İmam-ı a’zama göre, hemen abdest alarak, gelip selam vererek, kendi isteğiyle namazdan çıkması gerekir. (Halebi)
devamı var lütfen tıklayınız
Mart 20, 2009 at 1:28 am
Hazret-i Ömer, sabah namazında, camide Süleyman isimli bir genci göremeyince, nerede olduğunu sordu. Dediler ki:
(O, gece pek uyumaz. Teheccüd ve benzeri nafile ibadetle meşgul olur, belki şimdi uykuya dalmıştır.)
Hazret-i Ömer buyurdu ki:
(Eğer bütün gece uyuyup da sabah namazını cemaat ile kılsaydı daha iyi olurdu.) [İmam-ı Malik]
Cemaatle namaz kılmak Sünnet-i hüda, yani İslam’ın şiarı olan mühim sünnettir. Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan 25 veya 27 derece daha faziletlidir. Cemaatle namaz kılmanın önemi hakkında bildirilen hadis-i şerif meallerinden birkaçı şöyle:
(Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer.) [Taberani]
DEVAMI VAR LÜTFEN TIKLAYINIZ
Mart 18, 2009 at 4:20 am
Kötü olan çoktur; fakat bazıları daha kötüdür. Hadis-i şerifte bildirilen birkaçı şöyledir:
(İnsanların en kötüsü, zararından kurtulmak için yanına yaklaşılmayandır.) [Buhari]
(İnsanların en kötüsü, ömrü uzun, ameli kötü olandır.) [Tirmizi]
(İnsanların en kötüsü, ikiyüzlü olandır.) [Buhari]
(İnsanların en kötüsü, tez kızan, geç yatışandır.) [Tirmizi]
(İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren, onları incitendir.) [İ. Ahlakı]
DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
Mart 18, 2009 at 4:17 am
En faziletli amel, imandır. En faziletli iman, Allah’ı hatırından çıkarmamaktır.) [Taberani]
(En faziletli amel, Allah için sevmek, Allah için buğz etmektir.) [İ. Ahmed]
(En faziletli amel, namazdan sonra, ana babaya iyilik etmektir.) [Müslim]
(En faziletli amel, namazdan sonra, zekâttır.) [Taberani]
(En faziletli amel, zikirdir. En faziletli zikir ise, La ilahe illallah demektir.) [Taberani]
(En faziletli amel, Allah’a hüsnü zandır.) [Begavi]
(En faziletli amel, helal kazançtır.) [İbni Lâl]
DEVAMI İÇİN LÜRFEN TIKLAYINIZ
Mart 18, 2009 at 4:14 am
* Büyüklerin kendileri, kabirleri, sözleri, kitapları, eşyaları feyz kaynağıdır, hatta ellerini değdikleri taştan bile, kıyamete kadar feyz yayılır. Peki, feyz geldiğini nasıl anlarız?
1- Feyz gelmişse, Allahü teâlâ bizi küfürden korur.
2- Haramlardan uzaklaştırır.
3- Dünyadan soğutur.
4- Büyükleri, salih kimseleri bize sevdirir.
5- İnsan, ölüme karşı hasret duymaya başlar.
İşte bunlar varsa, feyz geliyor demektir.
DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
Mart 18, 2009 at 4:10 am
Tahammülüm kalmadı
Muhammed Bâkî Billâh hazretleri
kuddise sirruh
gençliğinde,
kendisini yetiştirecek
(bir mürşid-i kâmil)
arıyor,
bu yoldaki gayreti,
herkesi şaşırtıyordu.
O, böyle çırpınırken,
(yaşlı annesi de bu hale üzülüyor)
gece yarılarında, sahrâlara çıkıp
oğlu için (Duâlar)
ediyordu
Bir gece
yine sahrâda, ağlayarak;
Yâ Rabbî,
ya oğlumu muradına kavuştur,
ya da (canımı al) ki, artık
tahammülüm kalmadı!
diye yalvardı.
Oğlu, o gece,
o devrin en büyük mürşidi olan
Muhammed İmkenegî
rahmetullahi aleyh
hazretlerini gördü rüyasında.
Büyük Velî
Ey oğlum! Sen beni arıyorsun, ben
senin yolunu bekliyorum,
buyurdu.
Ve Onu,
üç gün içinde
en yüksek mertebeye
çıkarıp;
İşiniz tamam oldu.
Şimdi Hindistan’a avdet edin!
Orada
(büyük bir Evliyâ)
çıkacak.
O zât, sizden feyz alarak,
(Zamanının kutbu olacak)
ve âlem, Onun irşâdıyle
nûrlanacak.
buyurdu.
Derken
İmâm-ı Rabbânî hazretlerini
kuddise sirruh
yetiştirdi ki,
bu dünya, böyle
(yüksek bir evliyâ)
görmemişti.
EVLİYALAR ANSİKLOPEDİSİ TIKLAYINIZ
Mart 11, 2009 at 4:24 am
Sual: Kuşların, öterken zikrettikleri doğru mudur?
CEVAP
Evet, doğrudur. Başka şeyler söyledikleri de bildirilmiştir. İmam-ı Begavi hazretleri, Kab-ül-Ahbar hazretlerinden nakleder:
Süleyman aleyhisselamın bildirdiğine göre, bazı kuşlar, öterken derler ki:
Tavus kuşu: Cezalandırdığın gibi cezalandırılırsın.
Hüdhüd: Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.
Göçeğen: Ey günahkârlar, Allahü teâlâdan af ve mağfiret isteyin!
Kaya kuşu: Her canlı ölecek, her yeni eskiyip çürüyecektir.
Kırlangıç: Ne yaparsanız, onu bulursunuz.
Güvercin: Yeri göğü mahlûkatla dolduran Rabbimi, noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Kumru: Sübhâne Rabbiyyel-a’lâ.
Karga: Allahü teâlâ her şeyi helak edecektir.
Kustat kuşu: Susan, başına belâ ve musibet gelmesinden kurtulur.
Papağan: Düşüncesi dünya olan kimseye yazıklar olsun!
Doğan: Sübhâne Rabbî ve bihamdihî.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Mart 7, 2009 at 3:00 am
Duanın dindeki yeri nedir?
CEVAP
Dua, Allah’a yalvararak muradını istemektir. Allahü teâlâ, dua edeni sever, dua etmeyene gazap eder. Dua müminin silahı, dinin temel direklerinden biridir. Yerleri, gökleri aydınlatan nurdur. Dua, gelmiş olan belaları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mani olur. Allahü teâlâ, (Bana halis kalb ile dua ediniz! Böyle duaları kabul ederim) buyurdu. Bunun için, dua etmek, namaz, oruç gibi ibadettir. Yine (Bana ibadet yapmak istemeyenleri, zelil ve hakir yapar, Cehenneme atarım) buyuruyor. (Mümin 60)
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Mart 6, 2009 at 4:19 am
İstisnalar hariç, bütün fen adamları, bu kâinatın kendiliğinden var olmadığını, bir yaratıcısının bulunduğunu ittifakla bildirmişlerdir. Fen, ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanların bir karıncayı, bir kuşu, bir balığı yaratması mümkün değildir. Akıllı ve bilgili bir kimse, kâinata bakınca, çok intizamlı yaratıldığını görür. Bunun kendiliğinden olmadığını anlar.
Etrafımızı beş duygu organımızla tanıyoruz. His organlarımız olmasaydı, hiçbir şeyden haberimiz olmayacaktı. Kendimizi bile bilemezdik. Yürüyemez, bir şey yapamaz, yaşayamazdık. Anamız, babamız olmaz, var olamazdık. Ruhumuza tatlı gelen şeyleri anlamaz, hoş sesleri duymaz, güzel olanları görmezdik. Allah’ımıza yalnız duygu organlarımız için, ne kadar şükür etsek, şükrünü ödemiş olamayız.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Mart 5, 2009 at 3:09 am

Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
PEYGAMBER EFENDİMİZ TIKLAYINIZ
PEYGAMBERİMİZİN HAYATI
Mart 4, 2009 at 4:34 am
Aynaya baktığınız zaman kendinizi görürsünüz. Siz o aynanın neresindesiniz? İçinde misiniz, dışında mısınız? Aynanın içinde deseniz yalan olur, içinde değilsiniz. Yok deseniz olmaz, bakınca görüyorsunuz. Görülen kendiniz misiniz, o görüntü nedir? Bir ipe taş bağlayın ve hızlıca çevirin, taş dönerken bir daire göreceksiniz. Bu nokta-i cevvale denilen daire var mıdır yok mudur? Var deseniz taş çevrilmeyince daire yok oluyor. Yok deseniz taş çevrilince daire görülüyor. Fakat aslında daire yok. Bu görülen daire nedir, nerededir? İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki; Bunların her ikisi de aslında olmayıp bizim hayalimizde oluşan vehimdir, görüntülerdir. İşte dünya da hakikatte bulunmayıp yok olacak bir görüntüdür. Dünya hayatı, hayaldir. Hakikat ise ahiret hayatıdır. Dünya hayatı, hakikat olan ahiret hayatının aynadaki görüntüsü gibidir. Nasıl, aynada ki görüntü bir müddet durur ve karşısındaki hakikat çekilince görüntü kaybolursa, taş çevrilmeyince daire görüntüsü kaybolursa, dünya da, bir gün kaybolacak görüntüdür. Vehmin arkasından koşan hayalperesttir. Hayalin ideali olmaz. İnsanın ideali, hayalhane olan bu dünya olmamalıdır.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Mart 4, 2009 at 4:23 am
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Ömür kısadır. Sonsuz olan ahiret hayatında, insanın karşılaşacağı şeyler, dünyada yaşadığı hâle bağlıdır. Akıllı olan, ileriyi görebilen bir kimse, kısa olan dünyada, hep, ahirette iyi ve rahat yaşamaya sebep olan şeyleri yapar. İnsanlara hizmet etmek için çalışır. İnsanlara iyilik etmek, ahirette azaptan kurtulmaya ve Cennet nimetlerinin artmasına sebep olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Müslüman, müslümanın kardeşidir. Onu incitmez, üzmez. Bir kimse bir müslümanın aybını, kusurunu örterse, Allahü teâlâ, kıyamette onun ayıplarını, kabahatlerini örter.) [Buhari]
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Şubat 28, 2009 at 4:22 am
Sual: Salih müslüman olarak yaşayıp, imanla ölmek için, neler yapmak gerekir?
CEVAP
Dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek gerekir. Şu yedi geçidi geçen, muradına kavuşur. Bu geçitler: 1- İlim, 2- Pişmanlık, 3- Eşkıya, 4- Bela, 5- Sebep, 6- İhlas, 7- Şükür geçitleridir. Bunlar nasıl geçilir?
1- İlim geçidi
İlimsiz bir şey olmaz. İlim öğrenmek herkese farzdır. İlim, gerçek bir rehberdir. İlim başlara taçtır, herkes ona muhtaçtır. Doğru ibadet yapabilmek, hakkı bâtıldan ayırmak için, ilim öğrenmek şarttır.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 28, 2009 at 4:18 am
Ehl-i Sünnet Kasidesi
Ehl-i sünnet itikadı, sana önce, lazım olan Yetmişüç fırka var, amma, Cehennemlik geri kalan Müslümanlar, hep sünnidir; cümlenin reisi Numan Cennet ile müjdelendi; imanda bunlara uyan İtikadı sağlam edip; sonra İslamiyet’e bağlan İslam’ın beş şartını yap; haramlardan sakın heman Bir günahı işler isen, tevbe et, kaçırma zaman Kim ki uymaz İslam’a, bir gün olur, elbet pişman Dinsize sakın aldanma, mahvolursun sen de, aman Tatlı söze inanırsan; olur sonra, halin yaman İkiyüzlüler çoğaldı: dışı melek, içi yılan Tuzağa düşürmek için; dost görünür, hem de candan Herkes kendin haklı sanır: Kötü der, bana uymayan İslamiyet terazidir, odur haklıyı ayıran İslam’a uymayan bil ki; doğru yoldan sapık insan Bu söze inanır elbet: Tarihi iyi anlayan Neden doktora koşuyor; herhangi bir yeri ağrıyan? Çünkü ölmek sevmez kimse; her şeyden daha tatlı, can Sonsuz yaşamak arzusu; bende yoktur, var mı diyen? Ölmek, yok olmak değildir; kabir hayatına inan Cennet sonsuz, Cehennem de; haber verdi, bunu Kur’an Sonsuz dertten sakınmalı; hatta olsa da, bi güman Buna inanmayan da var; yarasa kaçar ziyadan Karga çöplükten tad alır; bülbüldür, gülü arayan İslam’ı elbet sevemez, nefse, keyfe düşkün olan Bu ikisi, bir olur mu? Ayrıdır iyi, fenadan Müslümanlar, hakkı tanır, her mahlûka eyler ihsan İmansızlar, yılan gibi; lezzet alır can yakmaktan Aman ya Rabbi elaman; ne müşkülmüş ahir zaman Din bilgisi unutuldu; pek azaldı namaz kılan Mason olanlar, sinsice; dini yıkmakta her yandan Komünistlerde işkence; Müslümana ölüm, zindan Bugünkü şaşkın halleri, eylemişti, Resul beyan Demişti: (Bir gün gelecek; garip olur, bana uyan Her evde, çalgı çalınır; işitilmez olur ezan Âlim bulunmaz bir yerde, cahillere kalır meydan Müminler, olur zavallı; kâfirler, sanki Süleyman Kadına uyar her erkek; olur evde hâkim, zenan Yüksek binalar yapılır; kelp dişi gibi apartman Yolculuk süratli olur; uzaklık kalkar aradan Zekâ, çok şey bulursa da; gaflet, gitmez insanlardan.) Birgivi kitapta yazdı, eyledi çok hadis beyan: Kıyamet alametleri, çıkar, birbiri ardından Alametlerin meşhuru, sarhoş olur; pek çok kesan Âlim diye tanıtılır, dinden haberi olmayan Zâlime ikram olunur, kurtulmak için beladan Hayâsızlık pek çoğalır, deyyuslara kalır meydan İnsanların en alçağı, Moskova’da okur ferman Herkes kendin âlim sanır, Müslümana denir nadan Doğru konuşan azalır, yalancı söyler durmadan Çok methedilen kimsede, bir zerre bulunmaz iman Erkekler de kadın gibi, ipek giyer, sıkılmadan Gına, zina sanat olup, kız yerine geçer oğlan Kadınlar dar libas giyer, hep açılır baldır, gerdan Fitne kaplar her tarafı, adam öldürülür yoktan Bidat yayılır her yere, kalmaz sünnetlere uyan Deccal gibi vicdansızlar, uydururlar bin bir yalan Bir kimse doğru söylerse, saldırırlar her taraftan Erkekler dinini bilmez, taşkınlık eder çok nisvan Emir-i maruf unutulur, fısk emir eder şaklaban İslamiyet kötülenir, haram işlenir her yandan Müslümanlık lafta kalır, ses için dinlenir Kur’an Mümine gerici denir, kayrılır mürtet olan Bunların hepsi muhakkak, olur kıyamet kopmadan Büyük alamet Deccal’dır, çıkacağı yer, Horasan Sonra, Şam’daki Camie İsa inecek semadan Bir hadiste buyuruldu, (Kızım Fatıma evladından Babası Abdullah olan, Mehdi adında bir civan Çıkıp dine kuvvet verir, cihana yayılır iman İsa aleyhisselamla, birleşerek ol pehlivan Deccalı da öldürürler, dünya dolar adl-ü eman Yecüc Mecüc adındaki, kavim çıkar set ardından Sayısı milyonlarcadır, her tarafta dökerler kan Dabbet-ül-arz çıkar sonra, Mekke’de Safa altından Dağ kadar bir hayvandır, ayırır iyiyi fenadan Daha sonraki alamet, güneş, doğacaktır garptan Kâfirler bunu görünce, imana gelecek ceman Fakat kabul olmaz artık, doğru yola gelen mihman Alametlerin biri de, Aden’den çıkan bir duhan Kâbe’yi yıkacak hem de Habeş renkli birkaç yaban Yeryüzünde kalmayacak, büyük nimet olan Kur’an Müslümanlar hep ölecek, yaşayacak Ehli tuğyan Her kötülüğü yapacak, insan adlı canaveran Lakin Hicazdan bir ateş, verip herkese heyecan Şaşkın, azgın dolaşırken, kıyamet kopar na-gehan Daha neler olur, amma söyleyemez onu, lisan.) Ne hazindir, ne yazıktır; Mabut oldu, falan filan İlahi, sen korumazsan, olur hep sonumuz giryan Bu irtidat modasında; işimiz suç, günah, isyan İnsanlar, yolu şaşırdı; gemisin kurtaran kaptan Etrafımın zulmetinden, beni de kapladı nisyan Ömür geçti, pek süratle, uyan gönül, artık uyan Hep, bu dünyaya çalıştın; ahiretin oldu ziyan Düştün bedenin peşine, kalbini eyledin viran Akla, ilme hiç uymadın; nefis oldu, sana kumandan Geçti gençlik, hep gafletle; dünya hırsındasın elan Nasihat hiç dinlemedin; yoldan çıktın, sanki sekran Dünya zevklerine daldın; şimdi halin ah-ü figan Hainler aldattı seni; sandın sonsuz bu deveran Didinmeler, boşa gitti; yar olmadı, servet saman İslam’a uyan kimse, anladım olur şadüman Ne yazık, ömrü uçurdum, yeis çöktü, her taraftan Keşke, Kur’ana uysaydım; olurdum, ebedi sultan Dünyaya malik olsa da; kalmıyor insan bi payan Hani Dara ve İskender; hani Roma, hani Yunan? Hani Nemrud, hani Firavn; hani Karun, hani Haman? Hani Cengiz, hani Hitler! Nesi kaldı, zikre şayan? Edison, Markoni, Pastör, ahirette bulmaz ihsan Dünyaya fayda verenler; sanma olur, kamil insan Yılandan tiryak yapılır; zehir olur bazen derman Sakın bakma görünüşe, insanın kemali, iman İman eden, tembel olmaz; çalışınız! Diyor Sübhan Tembeli ve gericiyi; zem etti Nebiy-yi zişan Bir hadiste buyurdu ki (Rabbe mahbubdur, çalışan!) Ruhu da, düşünmek lazım; hep bedeni besler, hayvan Bu bedenin sağlamlığı; geçer, sanki ab-ı revan Evet, beden lazım, çünkü odur, ruhumuz taşıyan Her birin korumak gerek, böyle olmalı, Müslüman Nebiyullah, boş durdu mu? İyi düşün, eyle izan Eshabın hepsi olmuştu; sulhta üstat, harpte aslan Bunları bildiğim halde, nefse uydum, halim lerzan Günahlardan sakınmadım; böyle mi olurdu şükran? Hilmi ümidini kesme, Rabbinin ismidir, Rahman İlahi imdat et bize; etrafımız sarmış düşman Kitap, gazete, film, radyo; olmuş hepsi birer şeytan Bunlar doğruyu gösterse; olur idi, hepsi burhan Bilgi, fen kaynakları da; niye acep, böyle hüsran? Yeni fizik, modern kimya seni gösteriyor, her an Her zerre diyor, Allah var; atomdan ta be asuman Fakat bunları gören yok; kalplerden silinmiş irfan Hakka inat edenlere; olur dünya elbet zindan Avrupa, Amerika hem; Asya’da da, niçin buhran? Çünkü Hakkı görmüyorlar; kafalarını sarmış duman Maddede yükselmiş amma; haberi yok insanlıktan Rahat, huzur beklenir mi komünizm ve masonluktan? Saadete kavuşamaz; İslamlıktan uzaklaşan Moskova radyosu her gün; dine çattı, bu Ramazan Çok alçakça, pek namertçe; İslam’a eyledi bühtan Küfür, devam ederse de; zâlimler kalkar aradan Zâlime imhal ederim; ihmalim yok! Dedi Yezdan Müslümanlar üzülmesin; Kuranı hıfz eder Deyyan Tarihte hep böyle oldu; küfürde geldi, Peygamberan Dünyayı zulmet basınca; doğar idi şems-i taban Şimdi de hidayet şemsi; doğacak, Anadolu’dan Hidayete ermek için; Habibullah, verdi imkân Habib ne demek? Düşünse; kemalini anlar, insan Ya Rab! Büyük nebidir O; köleleri, olur sultan Bir kalbe sevgisi dolsa; eder envar, ondan feyzan Niye görünmüyor o şems? Âmâ olmuş, bütün cihan Sonsuz nimet, büyük şeref; Onu sevmekte, bi güman Onun sevgisine vallah; malım, canım olsun kurban Şekerin tadını bilmez; ağzına koymayan bir an Günahkârım, yüzüm kara; fakat kalbim, aşkla leman Aşk ile pek çok yaş döktüm; şahittir, hak-i Erzincan Bu sevgi, cürme son verdi; halim oldu, nale figan Bilinmez son nefes, amma; saadete budur nişan Nimet, Onu sevmek imiş; oldu bana şimdi ıyan Habibin yanında olsun; bu aşkı bizlere sunan
Şubat 27, 2009 at 5:27 am
Muhammed Hadimi hazretleri buyurdu ki:
(Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, âyet ve hadise uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyulur. Yahut başka bir âyet veya hadisle değişmiştir, yahut tevil edilmesi gerekir. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsir ve hadis değil, âlimlerin kitaplarını okumak gerekir.) [Berika]
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Şubat 27, 2009 at 3:49 am
(Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?) [Zümer 9] {Demek ki akıl herkeste ölçü olmuyor, bilen de bilmeyen de var. Resulullah efendimizin ve âlimlerin yanında kendi aklımızın ne önemi var? Öyle olsa idi akıl sayısı kadar din olurdu. Nitekim aklına göre Kur’anı yorumlamaya çalışanlar, sayısız grup ve fırkanın meydana çıkmasına sebep olmuşlardır. Âlimlere uyan, bilenlere soran aklını kullanmış olur. Yüzme bilmeden, herkes yüzüyor, onlar da insan diyerek deryanın ortasına atlayan kimse, çok geçmeden boğulur. Herkes haddini bilmelidir.}
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 27, 2009 at 3:26 am
Aşkım seni nasıl severim bilirmisin?
Nefes almam seni anarken
Kalbin bende seni asla terketmem
Ölümken bile eminim dilimdesin
Aşkım seni nasıl özlerim bilirmisin?
Yangın yeri yanar için için
Derin yara acır gizli gizlice
Severim seni, özlemeyi, herşeyini
Aşkım benimsin paylaşamam
Zannederim yanlız benim içinsin
Söylermisin benim gibi seven var mı seni?
Her gün , dakika ben seninleyim bilirmisin?
Aşkım söyle ne yapayım
Aykırı herşey aykırı biçare
Sen nasıl sevildiğini bilirmisin?
Söylermisin aşkım sana nasıl kanayım?
Aşk aşkım aşk birtanesin neyleyim?
Şubat 24, 2009 at 1:28 am
Ölüm var
Kolun, kanadın düştüğü gün var
Herne varsa işin yarım kalan gün var
Dilinin son kalan sözü var
Ölüm var
Kara toprakların kucak açtığı gün var
Bilinmezlere kalan sonun var
Kimler taşır hazırmısın?
Ölüm var
Her kişiden ayıran zaman var
Zamanı bilinmeyen an var
Ne acıdır akibet ne götürürsün
Ölüm var
Bir parça seccaden kadar
Soğuk, yanlız ve kimsesesiz
İşitip cevap veremediğin toprak var
Ölüm var
Ateşmi yerin, cennet bahçesimi?
Bilinmeyen nice halin var
Dua beklersin çokça isteğin var
Ve Ölüm Var
Şubat 24, 2009 at 1:19 am
Yavrum! Annenin yavrusuna karşı yapdığı gibi, dahâ ne zemâna kadar kendine böyle titreyeceksin? Dahâ ne güne kadar, nefsin için üzülecek, sıkıntılara düşeceksin? Yakında, elbet öleceksin! O hâlde! Kendini ve herkesi ölmüş bil! Duymaz, kımıldamaz bir taş gibi düşün! Zümer sûresi, otuzuncu âyetinde meâlen, (Sen elbette öleceksin! Onlar da elbette ölecekler!) buyuruldu. Bu kısa zemânda, yapılması gerekli en mühim şey, çok zikr yaparak, kalbi hastalıkdan kurtarmağı düşünmekdir.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 24, 2009 at 1:10 am
Sual: Peygamber efendimizin faziletlerini bildirir misiniz?
CEVAP
Mevahib-i ledünniyye ve Mirat-i kâinat kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir:
Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur’da övülüp müjdelenmiştir.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 24, 2009 at 1:04 am
Îmansız ölmekten korkmayan Evliyânın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerine kuddise sirruh Bir gün, bazı sevdikleri; Efendim, bir müslüman için en büyük mesele nedir? diye sordular. En mühim mesele, dünyâdan (Îman ile) gitmektir. Onun için (Îmansız gitmek)ten çok korkmalı ve titremelidir. buyurdu. Ve ekledi: Bunun içindir ki büyükler; Îmanımın gitmesinden, (söğüt yaprağı) gibi titriyorum buyurmuştur. Sordular: Îmansız gitmemek için ne yapmak lâzım efendim? Ehl-i sünnet âlimlerinin rahmetullahi aleyhim kitaplarından, (Îman) ve (Küfür) bahislerini iyi okuyup öğrenmelidir. Ayrıca (îmansız ölmek)ten çok korkmalıdır. Nitekim büyüklerimiz; Îmansız ölmekten korkmayan Kimse, îmansız ölür buyuruyor.
Şubat 21, 2009 at 4:57 am
(Bir hükmün doğru veya yanlış olduğu Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır. Çünkü Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her mana kıymetsizdir, yanlıştır. Çünkü her sapık, Kur’an ve sünnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder. Yarım aklı, kısa görüşüyle, bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri manalar doğrudur, bunlara uymayan yanlıştır.) [1/ 286]
TAMAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
Şubat 20, 2009 at 3:21 am
Cuma gününüz hayırlı ve mübarek olsun.
Cenabı Hak, din ve dünya saadeti ihsan eylesin.
Hediyeyi kime verdin? Bir Velî zat, bir kimsenin eline kıymetli bir (Hediye) verip; Bunu, mektebin en güzel talebesi hangi çocuksa, ona ver! buyurdu. Adam; Peki efendim, başüstüne! deyip çıktı. Kendi çocuğu da o mektepteydi. Yüzlerce çocuktan kendi oğluna verdi o hediyeyi. Geri geldiğinde o Velî sordu: Hediyeyi kime verdin? Kendi oğluma verdim efendim. Niçin? Baktım, baktım, baktım… (ondan daha güzelini) göremedim efendim. Buyurdu ki: İşte kıyâmet gününde de böyle olur. Allahü teâlâ (Rahmet hediyesini) Muhammed aleyhisselâma verir. O da mahşer yerine gelir. Mahşer halkına bakar, bakar, bakar, (kendi ümmetinin asilerine) verir o hediyeyi. Hak teâlâ hazretleri; “celle celâlüh” Ey Habîbim! Senin ümmetin girmedikçe, diğer ümmetlerin hiçbirisi Cennete giremez buyurur.
GÖNÜL SULTANLARI İÇİN TIKLAYINIZ
ŞİİRLERLE MENKIBELER İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 20, 2009 at 3:16 am
Sual: Yoksul bir ülkede zenginlerin milyarlar sarf ederek villalar yaptırması israf ve haram değil midir?
CEVAP
Zekatını fakirlere veren ve alın teri ile helalinden kazanan kimsenin villa, köşk yaptırması haram değildir, helal ve makbuldür. Asıl uygun olmayan, helal olmayan, tembel oturmak, çalışmayıp, fakir kalmak, yahut kazandıklarını haram şeylere verip, basit meskende kalmaktır.
DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
Şubat 18, 2009 at 1:17 am
Doktor ölüme çaren var mı?
Ölüm ilacın var mı?
Ölümü düşünmekten gayrı
Derde derman varmı?
Yaşlanmayan tek gözlerim
Yaşarır hüzünle
Bu beden yaşlanırda belki;
Derde derman var mı?
Ölüm acı ayrılık
Keser her ne varsa dileğinden
Gayrı ibret alırmı bilmem
Derde derman var mı?
Toprak soğuk ve ıslak
Ne götürdün bilen varmı?
Ne haldesin kimsesiz?
Derde derman varmı?
Garipsin işte sonun ne?
Ayrılık yıkar kırar ne varsa
Kim yıkar sen uyurken?
Derde derman varmı?
Belki belki diye umutla
İmanla ölmek hayaliyle
Unutulan dert tam yakanda
Derde derman varmı?
Şubat 17, 2009 at 5:13 am
İyi bil ki, çalışmayınca, din yolunda yürümedikçe sevab kazanamazsın! Beni İsrailden birisi çok seneler ibadet etmişti. Allahü teâlâ, bunun ibadetlerini meleklere göstermek istedi. O kimsenin yanına bir melek gönderip şöyle sordurdu:
-Daha ne kadar ibadet edeceksin? Cennetlik olmadın mı? Cevabında dedi ki:
-Benim vazifem, kulluk yapmaktır. Emir sahibi Odur. Melek bu cevabı işitince:
-Ya Rabbi! Sen her şeyi bilirsin. O kulunun cevabını da duydun dedi.
Allahü teâlâ; (O kulum, alçaklığı, aşağılığı ile beraber bizden yüzünü çevirmiyor, biz de ihsan ve merhamet sahibi olduğumuzdan, elbette onu bırakmayız. Ey meleklerim! Şahid olunuz, onu affettim) buyurdu.”
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 16, 2009 at 2:23 am
Netice olarak, Allahü teâlânın sıfatlarından biri Settardır yani günahları örtücüdür. Müslümanın da din kardeşinin ayıbını, kusurunu örtmesi lazımdır. Bir kimsenin ahmak olduğuna alamet, kendi ayıbını bırakıp, başkasının ayıbıyla uğraşmasıdır. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Kendi nefslerinizin ayıblarını araştırınız, başkalarının ayıblarını araştırmayınız!)
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 16, 2009 at 2:19 am
Hadis-i şerifte bildirilen büyük cihad, bedene, cesede karşı yapılan cihaddır; çünkü insanın bedeni, su, ateş, toprak ve hava gibi birbirine zıt olan dört türlü maddeden yapılmıştır. Her çeşit madde, başka şeyler istemekte ve başka şeylerden kaçmaktadır. İnsanın şehvani istekleri, bedenden doğmaktadır. Gazap etmesi, istememesi de, bedenden ileri gelmektedir. İnsanda bu cihadın sonu olmaz. Nefsin itminana ermesi, bu cihadı ortadan kaldırmaz. Kalbin vilayet makamına kavuşmasıyla, bu cihad yok olmaz. İnsanda bu cihadın bulunması, çeşitli faydalar sağlamaktadır. Böylece beden temizlenir. Ahirette yüksek derecelere kavuşur. Dünya hayatında beden kalbe tâbidir. Ahirette iş bunun tersinedir. Orada kalb bedene tâbi olur. İnsan ölünce ahiret hayatı başlar. Bu cihad biter. (2/50)
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 16, 2009 at 2:13 am
*Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Kur’an-ı kerimi okurken, Peygamber efendimizin ismi geçince hemen o mübarek ismi sevgiyle, saygıyla öpmeli. Çok nimete kavuşulur.
Musa aleyhisselam zamanında hiç kimsenin sevmediği, günahkâr bir kimse vardı. Bu öldü. Bu da adam mı diye çöplüğe attılar. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama emretti, benim falanca çöplükte bir evliya kulum var, onu oradan çıkar, temizle, namazını kıl ve defnet. Musa aleyhisselam adamı çöplükten çıkardı, güzelce yıkadı, kefenledi, namazını kıldı, bu arada ahali şaşırdı, Allah’ın Resulü bunların çöpe attığı adamı temizliyor, kefenliyor, namazını kılıyor.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 16, 2009 at 2:07 am
| Kul hakkı |
|
Sual: Hak sahibi ölmüşse veya sağ ise kul hakkından nasıl
kurtuluruz?
CEVAP
Kul hakkı beş türlüdür:
1- Mali [Parasal]
2- Nefsi [hayati yönden]
3- Irzi [Haysiyetle ilgili]
4- Mahremi [Namusla ilgili]
5- Dini.
|
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 7, 2009 at 3:20 am
Resul-i ekrem efendimizin ismini söyleyince, işitince, yazarken ve okurken
Ona salevat getirmek hürmete ve sevap kazanmaya sebep olmaktadır.
Salevat, salat kelimesinin çoğuludur. Salat, dua demektir. Peygamber efendimiz
için yapılan dualara salevat getirmek denir. Kur’an-ı kerimde, (Allah ve
melekleri, Resule salat ediyor. Ey iman edenler, siz de salat edin)
buyuruluyor. (Ahzab 56) Hadis-i şerifte de, (Bana bir salat getirene,
Allah ve melekleri 70 salat getirir) buyuruldu. (İ. Ahmed)
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 7, 2009 at 3:12 am
Neden bahsederse bahsetsin, Kur’an-ı kerimin her âyeti, her harfi
şifadır.
Hadis-i şerifte, (İlaçların en iyisi Kur’an-ı kerimdir) buyuruldu.
(İ.Mace)
Peygamber efendimiz üç türlü ilaç kullanırdı. Kur’an-ı kerim veya dua
okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık kullanırdı.
Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Kur’an-ı kerimden şifa beklemeyen, şifaya kavuşamaz.) [Deylemi]
Kur’an-ı kerim ve dua, şartlarına uygun okunursa, elbette şifa verir.
Okuyanın ve hastanın buna inanması gerekir. Haram işleyenin ve itikadı
düzgün olmayanın okuması fayda vermez. Kur’an-ı kerimi ücretle okumak
haramdır. (Tefsir-i Mazhari)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Fatiha her derde devâdır.) [Beyheki]
DEVAMI VAR OKUYABİLMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Şubat 4, 2009 at 4:24 am
| Açık gezmek farklı bir günahtır |
Sual: Bazıları, “Tesettür imanın veya İslam’ın şartı değildir.
Tesettür üzerinde bu kadar fazla durmamalı” diyorlar. Açık
gezmek, diğer haramlardan farklı değil midir?
CEVAP
Böyle söylemek çok yanlıştır. Farzlara uymaya, haramlardan
sakınmaya teklif denir. Tekliflere yani emirlerin yapılmasına
ve yasaklardan sakınmak gerektiğine inanmak, imanın şartıdır.
Tekliflerin çoğuna inanıp da, yalnız birine inanmayan, buna
uymak istemeyen, Muhammed aleyhisselama inanmamış olur.
Kâfir olur. Müslüman olmak için, tekliflerin hepsine inanmak,
hepsini beğenmek gerekir. Bir müslüman, tekliflere inandığı
halde, bunlara uymazsa, mesela, kötü arkadaşa ve nefsine
uyarak, içki içerse, tesettüre riayet etmezse, imanı
gitmez, kâfir olmaz. Günahkâr müslümandır.
Tekliflerin [Allah’ın emirlerinin] hepsine inanıp amel
ettiği halde, sadece birine uymak istemezse, yani beğenmez,
vazife olduğuna önem vermez ise, hafif görürse, imanı gider,
kâfir olur.
Mesela, (Açık geziyorsam ne çıkar? Sen kalbe bak. Kalbim
temizdir) demek, tekliflerin bir kısmını beğenip bir kısmını
beğenmemektir. Her müslümanın bu inceliğe dikkat
etmesi, tekliflere uymayanların, imanlarının gitmemesi için
uyanık olmaları gerekir. Teklife uymamak başka, uymak
istememek, beğenmemek başkadır. Bu ikisini karıştırmamalıdır!
Açık gezmek, diğer günahlardan üç yönden farklıdır:
Birincisi: Ara sıra değil, devamlı işlenen bir günahtır.
Hadis-i şerifte, (Küçük günaha devam edilirse, büyük olur)
ve (İnsan, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta
hasıl olur. Günaha devam ederse, o leke büyür ve
kalbinin tamamını kaplar) buyuruldu. (Haraiti)
Demek ki, devamlı günah işleyenlerin kalbleri kararır.
Kalbi kararan ne olur? Peygamber efendimiz, (Günaha
devam edenlerin zamanla kalbi mühürlenir.
O, artık sevap işleyemez olur) buyuruyor. (Bezzar)
Tesettürsüz kadın, oruç tutsa, oruç borcundan, zekat
verse zekat borcundan kurtulur, fakat orucunun ve
zekatının sevabı azalır. Yani, işlediği günahlar, kazandığı
sevapları alır götürür. Elinde sevabı kalmadığı için, sevap
alamaz, sevabı olmaz deniyor. Yoksa sahih ve ihlaslı olan her
ibadetin sevabı olur.
Sonra dinimizde, sevap kazanmaktan önce, günahtan kaçınmak
esastır. Hadis-i şerifte, (Ufacık bir günahtan kaçınmak,
bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha
iyidir) buyuruldu. (S. Ebediyye)
Zengin kadına hacca gitmek farzdır. Yanında mahremi yoksa
gitmek haram olur.
İkincisi: Gizli işlenen günahı açıklamak da ikinci bir günahtır.
Açık gezen kadın, bu günahı pervasızca işlediği için, başkalarına
kötü örnek olmaktadır. Hadis-i şerifte, (Her mümin affedilir,
ancak günahını başkalarına açıklayan hariç) buyuruldu.
(Buhari)
Tesettürsüz kadın, günahı alenen işlemiş oluyor, günahını
başkalarına açıklamış oluyor. Hadis-i şerifte bildirildiği gibi,
açık işlenen günahların affı zor olur.
Her ne kadar açık-saçık gezene kâfir dememek gerekir ise de,
açık gezen kadının zamanla kalbi kararır, açık gezdiği için, içi
sızlamazsa, imanı da zayıflayıp bir gün tamamen sönebilir.
Üçüncüsü: En önemlisi budur. Açık saçık gezmek, iffetsizliğe
yol açan bir günahtır. Bir kadın içki içse, kumar oynasa,
hırsızlık etse, kocası, bunlardan vazgeçirmeye, tedavi etmeye
çalışır. Fakat açık gezen kadın, iffetsizliğinde ileri giderse,
kocası tedavisine çalışmadan hemen bırakır. Öldüren bile
çıkar.
Peygamber efendimiz, erkeğin avret yerinin diz ile göbek arası,
kadının ise, yüz ve iki elinden başka bütün bedeninin
avret olduğunu bildirmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Avret yerini açmak büyük günahtır.) [Hakim]
(Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana
Allah lanet etsin!) [Beyheki]
Kur’an-ı kerimde ise mealen buyuruldu ki:
(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere
bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar,
[el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini
[Saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler,
başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını]
örtsünler!) [Nur 31]
Ahzab suresinde de, Allah’tan korkan kadınların, yabancı
erkeklerle konuşmak durumunda kalınca, kötü niyetli
erkeklerin tahrikine sebep olmamaları için, yumuşak
konuşmamaları emrediliyor. Sesten tahrik olan erkek, açık
kadına bakınca tahrik olmaz mı?
Artık dileyen Allahü teâlânın emrine uyar, dileyen de
nefsine ve şeytana uyar.
|
TESETTÜR İLE İLGİLİ ÇEŞİTLİ SORULAR TIKLAYINIZ
Şubat 4, 2009 at 4:15 am
| Müstekîm ol |
Hiç usandırma ili, il usandırmaz seni
Hileli iş yapma hem, kes dolandırmaz seni
Din düşmanından bir su, içme kandırmaz seni
Korkma kâfirden ateş, olsa yandırmaz seni
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni
Her zarar, insana bil, kendi nefsinden gelir
Yüz karası âdeme, su-i fehminden gelir
Şeref-ü şan mekâna hep mekininden gelir
İstikâmet insana, elbet dininden gelir
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni
Her şey geçer âlemde, bir hâlde yoktur sükûn
Bil ki değmez teessüf etmeğe dünyay-ı dun
İstikâmet zarardan, seni hep eyler masun
Hak eder sâdıkların hasmını elbet zebun
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni
Birini tezlil için, zulümle etme iştigâl
Arkadaş kazanmağa, olur mani su-i hâl
Yüzsuyu dökme sakın, hem de etme kil-ü kal
Müstekîm ol, hep çalış, verir elbet Zülcelâl
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni
İster ise hıfz eder, hep Allahü lem yezel
Irzına müminlerin, düşman verse de halel
Tâ ezelden söylenir, halk dilinde bu mesel:
Celb eder mükâfâtı, insana elbet amel
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni
At riyayı, tezyin et, ihlâsla ef’âlini
Boş buğazlık eyleme, fikr et önce kâlini
Ne türlü saklayayım, desen de ahvâlini
Hak teâlâ a’lemdir, bilir bütün hâlini
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni
Mağrur olmaz mal ile mülk ile ehl-i hired
İnsanın işi döner, her şeye vardır bir had
Ölüm vakti gelince, kimseden gelmez medet
Nefsine uyma sakın, hâk olur bir gün ceset
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni
Sonsuz cihanı düşün, zıllı âbâd eyleme
Ehl-i sünnet kitabı, oku inat eyleme
Fırsat eldeyken uyan, ömrü berbat eyleme
Yakmağa sürükleyen fiili mutad eyleme
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni
Hâline şeytan güler, görünce bu gafleti
Kendine gel azizim, güldürme ol şirreti
Hâin olma, cihana, ver keremle şöhreti
Her şeyin üstündedir, hüsn-ü hulkun rif’ati
Müstekîm ol, hazret-i Allah utandırmaz seni
|
İLİM ÖĞRENMEK TIKLAYINIZ
ŞİİR MENKIBE GÜZEL SESLER
Şubat 4, 2009 at 4:06 am
69 — ÜÇÜNCÜ CİLD, 15. ci MEKTÛB
Mİftâh-un-necât) da yazılı hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, mü’minler için,
hergün yirmibeş kerre, istigfâr okursa, Allahü teâlâ, bu kimsenin kalbinden
gıl ve hasedi çıkarır. İsmi, Ebdâl ismleri arasına yazılır. Ona, bütün mü’minler
adedince, sevâb yazılır. Kıyâmet günü, bütün mü’minler: Yâ Rabbî, bu kulun
bizim için, istigfâr okurdu. Sen de onu afv eyle! derler) buyuruldu. Gıl, hîyle
demekdir. Ebdâl, Evliyâdan bir sınıfın ismidir. Hergün (Allahümmagfir lî
ve li-vâlideyye ve lil-mü’minîne vel-mü’minât vel-müslimîne vel-
müslimât el-ahyâ-i minhüm vel-emvât bi-rahmetike yâ Erhamerrâhimîn)
okumalıdır. Bu düâ, (Kitâbüssalât) kitâbımızda da yazılıdır.
YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ
MEKTUBAT İÇİN TIKLAYINIZ
Ocak 30, 2009 at 9:15 am
| İrade-i cüziyye nedir |
|
Sual: Hayır ve şer Allah’tan olduğuna göre, irade-i
cüziyyenin yeri nedir?
Her şeyi ve insanların iyi, kötü her işini Allahü teâlâ
yaratıyor ise de, insanlara irade-i cüziyye vermiştir.
İrade-i cüziyye insandan meydana gelir; fakat insan bunu
yarattı denilemez.
|
DEVAMI AÇIKLAMA İÇİN TIKLAYINIZ
Ocak 30, 2009 at 6:04 am
Dini ticarete alet etmek, en büyük günahlardan biridir. Bu CD’leri,
kitapları ve Mushafları satmak, Kur’an-ı kerim öğretilmesine,
okunmasına sebep olmak niyetiyle olursa, caiz ve sevab olur; fakat
böyle niyetin alameti, bunları maliyetine yakın, çok az bir kârla satmaktır.
Başka geliri de varsa, Mushafı kârsız satmalıdır. Sadece kâğıt, işçilik ücreti
ve masraflarını almak, caizdir. (S. Ebediyye)
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Ocak 30, 2009 at 5:52 am
| İlim, amel, ihlas |
|
Sual: Daha çok hangi ibadetleri yapmayı tavsiye edersiniz?
CEVAP
Bir kimse, Peygamber efendimiz aleyhisselama en hayırlı
amelin ne olduğunu sual edip, (İlim) cevabını alınca tekrar
sordu:
- Ya Resulallah, ben amelden sual ediyorum. Siz ilimden
bahsediyorsunuz.
- Allahü teâlâ, hiç ilimsiz ameli kabul eder mi? (B. Arifin)
Yine Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bir müddet ilim mütalaa etmek, bütün geceyi
ibadet ve namazlı geçirmekten efdaldir.) [Beyheki]
Şeytan, ihlas ve ibadeti çok olan bir âbidi kandırmak için
insan kılığında, Âbidin evine gelerek dedi ki:
- Senin Cennetlik olduğunu öğrendim. İbadet ve ihlasın yedi
bucağa yayılmıştır. Senden istifade edebilmek için bir müddet
misafirin olmak istiyorum.
|
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
DİNİMİZ İÇİN TIKLAYINIZ
Ocak 30, 2009 at 5:44 am
KARANLIK AŞK
Hem kara, karanlık Aşığım sana bu nasıl bilmiyorum
Hem çırılçıplak Kaybedersem diye korkuyorum
Bilmediğin kaldımı bende? Ateş düştü yüreğime, hemde aklıma
Seni çok özlerim Sensiz nasıl yaşarım bilemem
Uykusuz geceler Bildiklerimi unuttum isteyerek
Buhran nasıl işler Tek sen varsın artık
Bilinmezler ezberlenir Nasıl anlatılır bilemem
Seni çok özlerim Her yer sensin, heryere taşırım
Karanlık benim Severek, istekle yanarım
Bulanık benim Kavuşulmaz, vuslat isterim
Sen berrak tertemiz Seni başka çok başka severim
Seni çok özlerim Sana benden daha yakın kim var bileyim
Kara karanlık ve hemde aydınlık Ben zannederim ki paylaşamam
Işıksın ben nasıl göreyim Eyvah sakın geri alma sevgini
Pırıl pırıl parlarsın hayranım Buram buram yanarım
Seni çok özlerim. Bilirim çok sevilirken
Bundan da haberdersin.
GÜNEŞ GİBİ
Kavurucu güneş gibi
Yakıcı ateş gibi
Alev alev yangın gibi
Söndüren su gibi
Güneş gibi güneş gibi
Şeffaf saydam gösterir içimi
Öyle aydınlatır ki
Görürüm görmediklerimi
Saklarım, saklayamam
Herkes bilir ben söylerim
Suskun dilim susmaz oldu
Gülmez yüzüm güler oldu
Açık yara kapanamaz oldu
İplerim elinde oyuncak oldu
Ben nereye sen oraya
Güneş gibi, güneş gibi
Yak beni eriyeyim
Soldur beni kuruyayım
Bak bana biteyim
Tükenen hayatımı tamamlayayım.
Ocak 29, 2009 at 2:26 am
Eski Yazılar
Son Yorumlar